edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Mayıs 2010 Pazartesi

MAKEDONYA TÜRKLERİ ANONİM SÖZLÜ HALK EDEBİYATI

Özgür Medya'nın yazarı Fatmagül'un araştırması.

Değişik ve çok çeşitli coğrafi yörelerde yaşamalarına rağmen, Türkler arasında, duyma ve düşünmede ve bunları ifade etmede belirgin bir beraberlik vardır (Yardımcı, 1998; 2005). Bu beraberlik; dünya üzerindeki üç yüz milyona yakın Türk halkın söz değerlerinden oluşan, Sözlü Halk Edebiyatı ürünlerinde de kendini gösterir (Yardımcı, 2005).

Türkler’in en eski tarihinden beri var olan ve muhtevasında bir takım farklılıklarla birlikte biçimini büyük ölçüde koruyarak günümüze dek ulaşan Anonim Sözlü Türk Halk Edebiyatı; kendine has dili, üslûbu ve halkın bütününe hitap edebilir nitelikte oluşu ile asırlar boyu geleneksel Türk halk kültürünün en temel ve işlevsel öğelerinden biri olmuştur (Güleç, 2007; Yardımcı, 1998; 2005).

Aynı soydan gelen insanların kendi kültürlerini özünden birşey kaybetmeksizin yaşatmaları, paylaşmaları ve geliştirip devam ettirerek varlığını korumalarının önemi büyüktür (Yardımcı, 1998; 2005). Yüzyıllar öncesinde Balkanlar’a ve Makedonya topraklarına gelip yerleşen Türk halk, zaman içerisinde karşısına çıkan her türlü zorluğa ve olumsuzluğa rağmen, bu önemli görevi başarıyla yerine getirebilmiştir (Artun, 2003; 2007; Yardımcı, 2005).

Bir yandan bu topraklara gelirken beraberinde getirdiği kendi kültür ve geleneğini kuşaktan kuşağa taşıyıp geliştirerek korumuş, bir yandan da Balkanlar’da Balkan kültürüyle yeniden yapılandırarak sözlü halk ürünlerinin kendine has özellikte ve ayrı güzellikte nice örneklerini sunmuştur (Artun, 2003; 2007). Bura insanının kendi özünden de katarak kendine ait kıldığı atasözleri, deyimleri, bilmeceleri, tekerlemeleri, mânileri, ninnileri, türküleri, masalları, efsaneleri bu topraklardaki varlığını ve canlılığını halen en güzel şekliyle sürdürmektedir (Artun, 2003; 2007; Tefikov, 2005).

Balkan Savaşları öncesinde kalan Osmanlı Dönemi Makedonya Türk Edebiyatı ile İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra gelişen Çağdaş Makedonya Türk Edebiyatı arasındaki biricik bağı oluşturan bu sözlü halk ürünleri; yazılı edebiyatın neredeyse duraksama noktasına geldiği o zorlu dönemde, hem kültür ve geleneğin devamını sağlamak hem de o zamanki toplumsal hayatı yansıtmak bakımından ayrıca büyük bir önem taşır (Hasan, 2008).

KAYNAKÇA

*Artun, E. (2003). Osmanlı’nın İlk Dönemlerinde Türk ve Balkan Kültürlerinde Etkileşim. Folklor/Edebiyat, 33, 99-104.
*Artun, E. (Aralık 2007). Güney-Doğu Avrupa’da Osmanlı ve Osmanlı Sonrası Türk Uygarlıklarının Öteki Uygarlıklarla Halk Kültürü Yönünden Karşılıklı Etkileşimi [Bildiri]. 4. Uluslararası Güneydoğu Avrupa Türkoloji Sempozyumu, Zagreb.
*Güleç, İ. (2007). Anonim Halk Edebiyatının Tasnifine Dair Yeni Bir Öneri. Sakarya Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 14, 47-58.
*Hasan, H. (2008). Makedonya Türklerince Söylenen Türküler. Ankara: AKDTYK Atatürk Kültür Merkezi Yayınları.
*Tefikov, E. (2005). Eski Yugoslavya’da Çağdaş Türk Edebiyatı. Erişim: 18 Nisan 2010, Makedonya Türkleri Ağ Sitesi: http://www.makturk.com/modules.php?name=News&file=article&sid=139
*Yardımcı, M. (Mart 1998). Makedonya ve Diğer Türk Yurtlarında Söylenen Ortak Atasözleri ve Deyimler. Uluslararası Rumeli Türk Kültürü Sempozyumu [Bildiri], Üsküp.
*Yardımcı, M. (Ocak 2005). Batı Trakya Türkleri Halk Edebiyatı ve Türk Dünyası Folkloruna Mukayeseli Bir Bakış. 1. Uluslararası Batı Trakya Türkleri Araştırmaları Kongresi [Bildiri], Münih.

Makedonya Türkleri Anonim Sözlü Halk Edebiyatı -MÂNİLER

Özgür Medya'nın yazarı Fatmagül'un araştırması.

Mâniler, Türk Halk Edebiyatı’nın en eski ve en yaygın türlerinden biridir. Genellikle; hecenin yedili vezniyle ve aaba kafiye düzeninde, dörtlükler halinde söylenir. Anlatılmak istenen duygu ya da düşünce daha çok son iki dizede verilir. İçerik bakımından hayli zengindir.

Makedonya Türkleri’nce söylenen mâniler, vezin ve kafiye yönünden çeşitlilik göstermekle birlikte, en çok yedili hece vezni ve aaba kafiye düzeni ile söylenmiştir.

(7 hece) (a) Ormanlarda kestane
(7 hece) (a) Dükiliy tane tane
(7 hece) (b) Eller ne deyse desin
(7 hece) (a) Benim yârim birtane (Üsküp)
dükilmek: dökülmek


Hece sayısının azaldığı ve/veya arttığı örnekler de vardır.

(7 hece) Aglarım yaşlar gider
(6 hece) Dursam yoldaş gider
(7 hece) Vazgeçmem nazli yârdan
(6 hece) Bilsem başım gider (Visoko Malo Köyü / Ustrumiça)

(7 hece) Dağlara çikayim ben
(7 hece) Yollara bakayim ben
(11 hece) Bir gün hasretine dayanamadım
(10 hece) Aylara nice dayanayim ben (Ohri)

(6 hece) Bahçede çiçeksın
(8 hece) Sen benı öldüreceksın
(7 hece) Gece gündüz beklerim
(9 hece) Diver ne zaman geleceksın (Buçim Köyü / Radoviş)
divermek: deyivermek

Kafiye düzeninde de değişiklikler görülmektedir.

(a) Penbe entarim var
(b) Yıkaym buruşmay
(a) Yârimin resimi var
(b) Bakaym konuşmay (Üsküp)

(a) Kara üzüm salkımda
(a) Yârım burda saklama
(b) Ya çikarın yârımi
(b) Ya aldırıyorum aklımi (Köprülü)

(a) Ey gülüm ala beni
(b) Saçımı ba’la benim
(c) Alk içinde gül süle
(a) Kenarda avla beni (Konçe Köyü / Radoviş)
alk: halk; ba’lamak: bağlamak; sülemek: söylemek


(a) Bizim evin önünde
(b) Küçük limon ağacı
(c) Doktorlarda bulunmaz
(b) Kara sevda ilacı (Başıboz Köyü / Valandovo)

(a) Ağaçta ayva sallanır
(a) Yere düşer ballanır
(a) Şindi moda çikmiştır
(a) Kız oğlani yalvarır (Ohri)
şindi: şimdi


Bunların dışında; aaab, abbb, aabc, abbc ve abcc kafiye düzenlerinde de örnekler bulunmaktadır.

Mısra sayısı bakımından, Makedonya’da söylenen mânilerin hemen hemen tamamı dörtlüklerden oluşmuştur. Bu kuralın dışında kalan örneklerin sayısı oldukça azdır.

Üçlük
Daglarda kara üzüm
Seukmi dizim dizim
Yâr geçmiş gürmemişim (Kalkandelen)
gürmek: görmek; seukım: salkım

Beşlik
Baş üstümi yıkadım
Yıkadım buruşmiyor, oy
Yârimin resmi bende
Gülüyor konuşmiyor, oy
Oy filiz, ayrılık günlerimiz, oy (Durlombosu Köyü / Ustrumiça)


Makedonya Türkleri tarafından söylenen mânilerde işlenen motifler çok çeşitlidir. Genelde lirik bir görünüm sergileyen bu mânilerde; başta aşk ve sevda, sevgi ve muhabbet, ayrılık ve gurbet, özleyiş ve hasret ve fedakârlık ve sadâkat olmak üzere türlü nice motifler yer almaktadır.

Aşk ve Sevda üzerine

Aşkımın karasının
Hasretin arasının
Çaresi bulunmadi
Şu gönül yarasının (Gostivar)

İstambol asmasiyim
Türkiya basmasiyim
Doktor astasi deil
Sevdalık astasiyim (Buçim Köyü / Radoviş)
asta: hasta; deil: değil; İstambol: İstanbul; Türkiya: Türkiye


Sevgi ve Muhabbet üzerine

Kışın bülbül üteymi
Çölde iç gül biteymi
Candan sevmek lazımdir
Sevdim demek yeteymi (Üsküp)
iç: hiç

Karanfil ek biber ek
Biber havanda gerek
Ne yapam kuri dili
Muhabet candan gerek (Kalkandelen)
kuri: kuru; muhabet: muhabbet


Ayrılık ve Gurbet üzerine

Altin tas altin tarak
Varamam yolum irak
Evel bir köyde idik
Şimdi yıldızdan irak (Üsküp)
evel: evvel; irak: ırak

Beyaz dut şeker şerbet
Yâr yolun oldi gurbet
Ayri düşen yârindan
Aglar ah çeker elbet (Kalkandelen)

Özleyiş ve Hasret üzerine

İki siya elmaz
Sanki senin güzlerin
Bir gün seni gürmesem
Ne kadar çok üzlerim (Kalkandelen)
elmaz: elmas; gürmek: görmek; güz: göz; siya: siyah; üzlemek: özlemek

Mektüp üstüne pullar
Sevgilim mektüp yollar
Dova edin komşular
Kauşsun asret kullar (Köprülü)
asret: hasret; dova: dua; kauşmak: kavuşmak

Fedakârlık ve Sadâkat üzerine

Tespihimde mercanım
Neren ağrıyor canım
Canımda bir canım var
Yâr uğruna harcarım (Üsküp)

Ev ardında degırmen
Nere gitsam eglenmem
Sana günül vermişım
Başkasına gidemem (Vrapçişte)
günül: gönül

Göç olgusu da bura halkı tarafından yaşanan ve yürek yakan bir gerçek olarak mânilerde yerini almıştır.

Otpus alıp giderler
Kima kalır bu yerler
Açıldi Stambol yoli
Ayrıldi can cigerler (Aşağı Banisa Köyü / Gostivar)
kim(a): kim(e); otpus: otobüs; Stambol: İstanbul

Sular içilmez oldu
Dağlar geçilmez oldu
Gurbetten dönenler
Artık seçilmez oldu (Üsküp)

Sıkça kullanılan bir diğer motif de, dua ve bedduadır. Dualar, arzuların gerçekleşmesi içindir. Beddualar ise; umutlar ve bekleyişler boşa çıktığı zaman, derdi ve kederi hafifletmek içindir.

Dua

Şişem dolu miskiyle
Seni sevdım aşkiyle
Allah seni bana bağışlasın
Cennetteki küşkiyle (Üsküp)
küşk: köşk

Ev ardına zerdali
Yere düşti bir dali
Ya Muhamed ya Ali
Kauştur iki yâri (Köprülü)
kauşturmak: kavuşturmak; Muhamed: Muhammed


Beddua

Ey furtuna furtuna
Al paltoni sırtına
Eger beni almasen
Bekarlıktan kurtulma (İlovaça Köyü / Ustrumiça)
eger: eğer; furtuna: fırtına

O kapi kara kapi
Elınde hancar sapi
Beni yârdan ayıran
Dilensın kapi kapi (Gostivar)


Yer yer; tasavvufa dair izler de görülmektedir. Mânilerde yer alan; sular gibi durulma, aşk ateşinden yanıp kül olma, yanıp dermanı yine yanmakta bulma ve bu hale bile bile tâlip olma, bu halden zevk alıp hoşnut olma gibi ifadeler kendini gösteren başlıca tasavvufî motiflerdir.

Bir güzele vuruldum
Sular gibi duruldum
Bu hasretlik çok fena
Artık bittim yoroldum (Visoko Malo Köyü / Ustrumiça)
yorolmak: yorulmak

Bir goncaydım gül oldum
Bir güle bülbül oldum
Yandım aşk ateşine
Peyvaneydim kül oldum (Toplitsa Köyü / Radoviş)
peyvane: pervane

Dağda olur mu harman
Aşka olur mu ferman
Aşktan yandım kül oldum
Külde bulurum derman (Üsküp)

İndım çiçek ekmeğe
Lale sümbül dikmeğe
Benim gönlüm hoş geldi
Sana hasret çekmeğe (Gostivar)


Çok sınırlı olmakla birlikte; kimi destan ve halk hikaye kahramanlarına da yer verilmiştir.

Zaloğlu Rüstem (Şehnâme; Firdevsi)
İkide birde denersın
Merdivene binersın
Zaglogli Rüstem olsam
Gene beni yenersın (Üsküp)

Leyla ile Mecnun (Arap Halk Hikâyesi)
Suya hasret toprak gibi
Yere düşen yaprak gibi
Ben de yanmışım sevgilim
Mecnun’un Leyla’sı gibi (Üsküp)


Ayrıca; Hıdrellez ve Martifal geleneğinden de söz edilmiştir.

Allı yazma başında
Tam on sekiz yaşında
Mürada ereceğiz
Hıdrellezin başında (Üsküp)

Martufalım tufalım
Kime düşer bu falım
Bahtile dövletile
Ya çikalım bakalım (Ohri)


Makedonya Türkleri’nce söylenen mâniler, şekil ve öz bakımından, bu türün Anadolu’daki örnekleriyle büyük ölçüde benzerlikler göstermektedir. Benzer olan örneklerde, söyleyişte bazı farklılıklar olsa bile, anlatılmak istenen duygu veya düşünce hemen hemen aynıdır. Bunun yanısıra; söyleyişteki farklılıkları çok az olan ya da söyleyişi tamamen aynı olan örnekler de bulunmaktadır.

Alçacik duvar üsti
Mendilim suya düşti
İyildım mendili alim
Al yanak ele düşti (Vasilevo Köyü / Radoviş)
al(mak/im): al(mak/ayım); iyıl(mak/dım): eğil(mek/dim)
Alçacik duvar üsti
Mendilim suya düşti
Eğildim alam diye
Anam aklıma düşti (Anadolu)

Kahve piştigi yerde
Telve daştıgi yerde
Güzel çirkin bakılmaz
Gönül düştügi yerde (Ohri)
daşmak: taşmak
Kahve piştiği yerde
Pişip taştığı yerde
Güzel çirkin aranmaz
Gönül düştüğü yerde (Anadolu)

Altın burmam var benim
Kollarıma dar benim
Şükür olsun Mevla’ya
Aslan yârim var benim (Üsküp - Anadolu)


Makedonya Türkleri arasında mâni söyleme geleneği günümüzde de devam etmektedir. Genelde mecaza kaçan ve üstü kapalı ifadelerin ağır bastığı eski örneklerden farklı olarak, yeni örneklerde, zaman zaman daha yalın ve daha somut bir anlatım tercih edilmektedir.

Limonsun portokalsın
Sözüm burada kalsın
Tito’dan emir geldi
Herkes yârıni alsın (Gostivar)
(Jozip Broz) Tito (1892-1980): Yugoslav devlet ve siyaset adamı

Karanfil verdım sana
Kanın kaynasın bana
Hülya gibi güzel kız
Doğurmaz her bir ana (Kalkandelen)
Hülya (Avşar): Türk sinema ve ses sanatçısı


Zaman zaman kimi şair ve yazarlar tarafından da mâni biçiminde eğitim amaçlı şiirler yazılıp yayınlanmaktadır.

Arpa buğday geç olur
Mayıslar güleç olur
Okulda zayıf isen
Çalışmak ilaç olur (İlhami Emin / Mânili Şiirler - Sevinç Dergisi, Yıl 1971, Sayı 10, s. 19)


KAYNAKÇA

*Hafız, N. (1989). Makedonya Türk Halk Edebiyatı Metinleri. İstanbul: Anadolu Sanat Yayınları.
*Hasan, H. (2007). Makedonya Türklerince Söylenen Mâniler. Ankara: AKDTYK Atatürk Kültür Merkezi Yayınları.
*Yardımcı, M. (Ocak 2005). Batı Trakya Türkleri Halk Edebiyatı ve Türk Dünyası Folkloruna Mukayeseli Bir Bakış. 1. Uluslararası Batı Trakya Türkleri Araştırmaları Kongresi [Bildiri], Münih.

Makedonya Türkleri Anonim Sözlü Halk Edebiyatı -BİLMECELER

Özgür Medya'nın yazarı Fatmagül'un araştırması.

Bilmeceler, Sözlü Halk Edebiyatı’nın en eski türlerinden biridir. Atasözleri gibi, bilmeceler de, temelinde benzetme sanatına dayanır. Arı ve öz bir dille kurulmuşlardır. Sabit bir şekilleri yoktur, zaman ve mekan içinde söyleyiciden söyleyiciye değişiklik gösterebilirler.

Makedonya Türkleri’nce söylenen bilmeceler, şekil bakımından diğer Türk dünyası bilmecelerinden farklı değildir, düz yazı (tek dize) veya şiir biçimindedir.

Düz yazı biçiminde olan örnekler genellikle bir cümledir.

*Altın tepsi (Güneş) (Gostivar)
*Yer altında kınali çivi (Havuç) (Doyran)
*Deniz üstünde yufka açar (Dalga) (Vrapçişte)


Bu cümlelerin bir kısmı; iç kafiyeler, aliterasyonlar, tekrarlar gibi ritmik ve şiirsel öğeler içerir.

*İki sapsız kaşık, başa yapışık (Kulaklar) (Kalkandelen)
*Baldan tatlı, baltadan ağır (Uyku) (Konçe Köyü / Radoviş)
*Küpe değil, küpe gibi (Kiraz) (Konçe Köyü / Radoviş)

Şiir biçiminde olan bilmecelerin yarıdan fazlası iki dizelidir. Bunların içinde kafiyesiz (ab) olanları da vardır, ama çoğu aralarında kafiyelidir (aa).

(a) Doksan dokuz cemaat
(b) İki müezzin, bir imam (Tespih) (Vrapçişte)

(a) Dil süler saklanır
(a) Sırt belaya katlanır (Dayak) (Aşağı Banisa Köyü / Gostivar)
sülemek: söylemek

Bir kısmında, mısra sonlarındaki kafiyelerin yanısıra, bir de mısra ortalarında görülen iç kafiyeler bulunur.

(a) Beyazdır, süt dildır
(a) Küçüklidır, toz dildır (Kar) (Vrapçişte)
dil: değil

(a) Ben bağırırım, o dinler
(a) Ben susarım, o söyler (Ses Yankısı) (Üsküp)

Üç mısralı bilmeceler kafiye düzeni bakımından birbirinden farklılık gösterir. Mısralar kendi aralarında kafiyeli (aaa) olabildikleri gibi, içlerinden biri serbest (abb)-(aab)-(aba) ya da herbiri serbest (abc) de olabilir.

(a) Yedi aga kardaştırler
(a) Geçerler birer birer
(a) Sayisi pazarda biter (Haftanın Günleri) (Vrapçişte)

(a) Bir yorganım var
(a) Her yeri sarar
(b) Yalnız denizleri saramaz (Kar) (Ohri)

(a) Ektim beyaz
(b) Bitti yeşil
(c) Sora oldi kırmızi meşin (Biber) (Vrapçişte)
sora: sonra


Dört mısralı bilmeceler arasında; kafiye düzeni mâni biçiminde (aaba), mesnevî şeklinde (aabb), koşmanın ilk dörtlüğü gibi (abab) olanların yanısıra kendi aralarında kafiyeli (aaaa) olanlar ve herbiri serbest (abcd) olanlar ile ikişer mısraları serbest (aabc)-(abac)-(abcb)-(abcc) olanlar ve ilk veya son mısrası serbest (abbb)-(aaab) olanlar da vardır.

(a) Ele alıp tutulmaz
(a) Dükânlarda satılmaz
(b) Kimisınde pek fazla
(a) Kimisınde bulunmaz (Akıl) (Ohri)
dükân: dükkân

(a) Uzun uzun, zurnaya benzer
(a) Sıra sıra, turnaya benzer
(a) Tel tel, kadayıfa benzer
(a) Kat kat, yufkaya benzer (Mısır) (Konçe Köyü / Radoviş)

(a) Hepiniz bilirsiniz
(b) Bu küçücük bir oda
(c) Fakat vardır içinde
(b) Tatlı güzel bir gıda (Fındık) (Üsküp)

(a) Kırmızidır nar gibi
(b) Yenılmez, ele alınmaz
(b) O kimseye darılmaz
(b) Sal suyle dost olmaz (Ateş) (Gostivar)
sal: sadece

Mısra sayısı dörtten fazla olan bilmeceler de bulunmaktadır.

Beşlik
Çarşıdan alınmaz
Mendile konulmaz
Yenmez, içilmez
Bunun değeri
İnanın biçilmez (Uyku) (Kalkandelen)


Altılık
Bilmece bildirmece
Duvarda gündüz gece
Çabuk yapar bakınca
Çabuk bozar kaçınca
Hatta gülsen ona sen
O da güler cevaben (Ayna) (Üsküp)

Makedonya Türkleri tarafından söylenen bilmeceler, üslûp yapısı bakımından da diğer Türk dünyası bilmeceleriyle birdir. Buna göre; bilmeceler üç grup halinde sınıflandırılabilir: kalıplaşmış söz içerenler, anlamsız veya taklidî söz içerenler, kelime oyunları içerenler.

Bilmecelerde kullanılan başlıca kalıplaşmış sözler; bir bilmece, bilmece bildirmece, dağdan gelir, karşıdan baktım, (benim) bir ... var, içi ... dışı ..., altı ... üstü ..., o yanı ... bu yanı’dır. Bunlar çoğunlukla başlangıçta yer alır.

Bir bilmece
Boynunu eymece (Menekşe) (Bahçebosu Köyü / Valandovo)
eymece: eğmece

Dağdan gelir, taştan gelir
Şarkı söyler, çimenden gelir (Su) (Gostivar)

Benim bir kızım var
Kat kat çeyizi var (Lahana) (Konçe Köyü / Radoviş)

İçi taş, dışı taş
Ha dolaş, ha dolaş (Minare) (Üsküp)

Bunların dışında, bilmece sonlarında kullanılan kalıplaşmış sözler de vardır. Bunlar; bu nedir, bunu bil, bunu bilmeyen ..., bunu bilmeyene ... gibidir.

Kendi odundan
Kalbi kara taş
Söyle bakalım
Bu ne(dir) arkadaş (Kalem) (Üsküp)

Üç ayakle fil, haddın var ise bil (Sacayağı) (Aşağı Banisa Köyü / Gostivar)

Yedi delikli tokmak
Bunu bilmeyen ahmak (Baş) (Doyran)

Ak kutu kapağı
İçi dolu yapağı
Yapağı değil ipek
Bunu bilmeyene kötek (İpek Kozası) (Konçe Köyü / Radoviş)

Anlamsız ve taklidî sözler de yine ekseriyetle bilmece başlarında veya sonlarında bulunur.

Alaca balaca, çıkar ağaca (Fasülye) (Kalkandelen)

Takır takır takraba
İçinde var akraba (Beşik) (üsküp)

İnerken güler, tangır tangır
Çıkarken ağlar, şapır şapır (Kuyu Kovası) (Aşağı Banisa Köyü / Gostivar)

Kelime oyunları içeren bilmeceler seyrek rastlanan bilmecelerdir.

Bizde bize biz derler
Sizde bize ne derler (Biz) (Aşağı Banisa Köyü / Gostivar)

İçerik bakımından, Makedonya’da söylenen bilmecelerin yarıya yakınını insanlar tarafından kullanılan araçlarla ilgili olanlar oluşturmaktadır. Bunların içinde, saat en çok görülen kavramdır. Ondan sonra; sırayı ayna, kibrit, soba, tren, değirmen, sabun, vapur, mezar, kalem, lamba, baca, kova, radyo, kitap, mektup, yazı, kağıt, mum, nalın, pide, zincir ve diğerleri alır.

Bir bülbülüm var
Ni yer, ni içer
Durmadan üter (Saat) (Aşağı Banisa Köyü / Gostivar)
ni: ne; ütmek: ötmek

Kürdan gibi inceyim
Başımda var kızıl fes
Cigarayı kullanan
Sever beni herkes (Kibrit) (Üsküp)

Dört köşedir, beş değil
Sudan başı hoş değil (Sabun) (Valandovo)

Ak tarla, siyah tohum
El eker, göz biçer (Yazı) (Kalkandelen)

Bir vururum, bin dökülür (Elek) (Kalkandelen)


Sayı çokluğu bakımından, ikinci sırada bitki ve bitki ürünleriyle ilgili bilmeceler gelir. Bu bölümdeki bilmecelerde, en sık rastlanan bitki kestanedir. Sonra; ceviz, kiraz, süpürge, karpuz, nar, soğan, çilek, üzüm, incir, mısır, pırasa, ağaç, kabak ve diğerlerinin adı geçer.

Tencere kaynar
Kara kız oynar (Kestane) (Vrapçişte)

Yeşil paltolu
Kırmızı entarili
Kara düğmeli (Karpuz) (Konçe Köyü / Radoviş)

İçi beyaz, peynir dil
Dışı kara, kömür dil
Başı yeşil, emir dil
Kuyruğu var, fare dil (Kara Turp) (Konçe Köyü / Radoviş)
dil: değil

Su yüzünde sarı atlas (Zeytinyağı) (Üsküp)

Karşıdan baktım hiç yok
Yanına vardım pek çok (Kır Çiçeği) (Üsküp)


Tabiat ve tabiat olayları ile ilgili bilmecelerin de sayısı az değildir. Bu alandaki örnekler arasında, kar en çok görülen kavramdır. Ondan sonra; yıldız, güneş, ateş, ay, gölge, su, yıldırım, buz, bulut, duman, ırmak, yel ve diğerleri yer alır.

Şeykere benzer, tatlı olmaz
Yere düşer, yağmur olmaz (Kar) (Vrapçişte)
şeyker: şeker

Dam üstünde darı saçtım
Sayamadım eve kaçtım (Yıldızlar) (Konçe Köyü / Radoviş)

Camdan attım kırılmadi
Suya attım yaşlanmadi
Pazara çikardım satılmadi
Ateşe attım yanmadi (Gölge) (Aşağı Banisa Köyü / Gostivar)

Gökte gördüm köprü
Rengi yedi türlü (Gökkuşağı) (Üsküp)

Ben dururum, o gider (Ses) (Vrapçişte)


Yine, çokça olan bir grup hayvan ve hayvan ürünleriyle ilgili olan bilmecelerdir. Burada da, en fazla adı geçen kavram yumurtadır. Sırayı; karınca, tavşan, balık, horoz, yılan, arı, ayı, fare, pire, salyangoz, keçi, kirpi ve diğerleri izler.

Alti kaya
Üsti kaya
İçinde var
Sari maya (Yumurta) (Topolniça Köyü / Radoviş)

Yer altında kum kaynar (Karınca) (Vrapçişte)

Erken kakar, güneş değil
Uyandırır, saat değil
Sesi uzun, kendi kısa
Kuyruğu orak, başı tarak (Horoz) (Doyran)
kakmak: kalkmak

Alti çeşme içilır
Üsti çayir biçılır (Koyun) (Vrapçişte)

Karanlıkta kar uyuşur (Yoğurt) (Vrapçişte)

Bilmecelerin arasında, insan ve insan organlarıyla ilgili olanların sayısı oldukça azdır. Bunlar da; en çok diş, göz, dil, insan, kulak ve baş ile ilgilidir.

Tenceremi kapakladım
Dört yanımı saçakladım (Dişler) (Üsküp)

İki kardeş birbirini göremez (Gözler) (Aşağı Banisa Köyü / Gostivar)

Ettendir o, rengi aldır
Bazan pelin, bazan baldır
Avuca hem ele sığmaz
Yerinde o ebedi durmaz (Dil) (Kalkandelen)

Bir kabakta
Yedi delik var
Hiçbiri birbirine benzemez (Baş) (Kalkandelen)

Ben giderim, o gider
Yanımda tık tık eder (Kalp) (Üsküp)


Toplumsal, manevî ve dinî hayat ile ilgili bilmecelerin de sayısı çok fazla değildir. Bunların içinde; en çok tekrarlanan kavramlar uyku, isim, düş, dayak, oruç ve şeytandır.

Yanında taşırsın
Güzlen gürülmez (İsim) (Vrapçişte)
güz: göz

Kırk kapının kilidi
Gece gelen kim idi (Rüya) (Konçe Köyü / Radoviş)

Yağmur yağar, kar dizde
Salata iki yapraklı iken
Kaun karpuz var bizde (Yalan) (Vrapçişte)
kaun: kavun

Odur bir saz
Öğren de çivide as (Zanat) (Konçe Köyü / Radoviş)

Çeşmeler, çeşmeler
İçinde keklik meler
Yedi açar, beş güller (Cennet) (Vrapçişte)

Bilmeceler arasında, iki veya ikiden fazla (çok) cevaplı olanlar ile birden fazla çözümü olanlar da vardır.

Sarı öküzüm yattı kalkmaz
Gök öküzüm gitti gelmez (Ateş ile Duman) (Konçe Köyü / Radoviş)

Bir ağacım var
On iki dalı var
Her dalında
Dört yaprak var
Her yaprakta
Yedi damar var
Damarların yarısı ak
Yarısı kara (Yıl, Mevsim, Hafta, Gün ve Gece) (Üsküp)

Uzun urgan gibi
Geniş yorgan gibi (Yol veya Dere) (Novak Köyü / Debre)

Makedonya Türkleri’nce söylenen bilmecelerin içinde, yaygınlık ve eskilik derecesi bakımından önem taşıyan örnekler de bulunmaktadır. Bunların arasında, İslamiyet’ten önceki Türk inançlarının izlerini taşıyanlar ve kökü eski Yunan mitolojisine dek uzananlar vardır.

*Yerde ölüm
Suda sülüm (Balık) (Sevinç Dergisi)
*Suda süliman (Balık) (Birlik Gazetesi) (Balık: Şamanist kültürde Su Tanrısı sembolü)

O nedir ki seher dörd
Kün orta iki
Akşam ise üç ayaklıdır (İnsan - Çocukluk, Gençlik, İhtiyarlık) (Sfenks Efsanesi, Yunan Mitolojisi)
*Sabahle dört ayakle
Ülede iki ayakle
Akşam üç ayakle (İnsan) (Aşağı Banisa Köyü / Gostivar)
*Sabalay kalkar dört ayakla
Ülede iki ayakla
Auşamlayın üç ayakla (İnsan) (Radoviş)
auşam(layın): akşam(leyin); sabah(le)/saba(lay): sabah(leyin); üle(de): öğle(de)

Makedonya Türkleri arasında bilmece kurma geleneği, eski canlılığını bütünüyle koruyamamış olmakla birlikte, hala etkinliğini yitirmemiştir. Zamanın getirdiği bir takım yeni kavramlar bilmecelerde de görülebilmektedir.

Bir ağacı oymuşlar
İçine dünya koymuşlar (Radyo) (Bahçebosu Köyü / Valandovo)

Konuşurken burada
Sesi gider uzağa (Telefon) (Doyran)

Kara koyun meler gider
Dağı taşı deler gider (Tren) (Doyran)


Bunların yanısıra; halk edebiyatı ile yazılı edebiyatın karşılıklı etkileşmesiyle meydana gelmiş bir bilmece çeşidi olarak soru bilmeceleri vardır. Bu tür bilmeceler zaman içerisindeki süregenliği ve değişimi göstermesi bakımından önem taşır.

*Hangi top yerde zıplamaz? (Kartopu) (Sevinç Dergisi)
*Hangi bebeği kucağımıza alamayız? (Göz Bebeği) (Sevinç Dergisi)
*Kuşluk yer, ama akşamlık yiyemez. (Yalancı) (Sevinç Dergisi)
*Siyah civcive ne denir? (Zenciv) (Sevinç Dergisi)
*Olmamış si sesine ne denir? (Hamsi) (Sevinç Dergisi)

Ayrıca; son zamanlarda bazı şair ve yazarlar tarafından yazılıp yayınlanan bilmeceli şiir çeşidi de bulunmaktadır. Geleneksel Türk bilmecelerinden farklı olarak, bu tür örneklerde, bilmecenin cevapları şiirin başına alınıp devamında bilmece konusu olan varlıkların şekil ve diğer özelliklerinin tasviri yapılmaktadır.

Kış Bilmecesi
*Örtüsünü serper o
İlkyaz, yaz, güz geçince
En sonunda çatıp gelir
Herkes der ki; işte o
*Dört mevsimin
En beyazı
Soğukları
Özletir yazı
*Üç harflı
Bir bilmece
Üç harfı da
Tek bir hece
*Beyaz ipek örtüsüne
Küçük ayak basınca
Bir ses gelir derinden
Hış, hış, hış
Bundan basit ne var sanki
Onun adı kış (Avni Engüllü / Dört Mevsim - Tan Yayınları, Priştine 1984, s. 35)

KAYNAKÇA

*Hafız, N. (1989). Makedonya Türk Halk Edebiyatı Metinleri. İstanbul: Anadolu Sanat Yayınları.
*Hasan, H. (2005). Makedonya Türklerince Söylenen Bilmeceler ve Tekerlemeler. Ankara: AKDTYK Atatürk Kültür Merkezi Yayınları.
*Yardımcı, M. (Ocak 2005). Batı Trakya Türkleri Halk Edebiyatı ve Türk Dünyası Folkloruna Mukayeseli Bir Bakış. 1. Uluslararası Batı Trakya Türkleri Araştırmaları Kongresi [Bildiri], Münih.

23 Mayıs 2010 Pazar

Makedonya Türkleri Anonim Sözlü Halk Edebiyatı -TEKERLEMELER

Özgür Medya'nın yazarı Fatmagül'un araştırması.

Tekerlemeler, Sözlü Halk Edebiyatı’nın kısa türlerinden biridir. Kendilerine has ve ortak özelliklerinin başında kelime oyunu oluşları gelir. Bu kelime oyunu; kafiye, aliterasyon ve seciden hareketle elde edilen ahenk ve mana ile ilgilidir. Belirli bir ana konu yoktur. Daha çok, şiir unsurları ön plandadır. Bu bakımdan, tekerlemelerde, art arda sıralı ve birbirini tutmayan hayal ve düşünceler vardır.

Makedonya Türkleri’nce söylenen tekerlemeler, kimi dil farklılıkları dışında, Türkiye’deki tekerlemelerden fazla bir farklılık göstermezler. Belirli şekilleri yoktur, nesir veya nazım biçiminde olabilirler.

Anlatı biçimindeki tekerlemeler genelde nesirle söylenir. Nesirle söylenen tekerlemelerde, şiir dil ve üslûp öğelerinden de bulunabilir.

“Yaparler kırk gün kırk geje düğün. Biz da orda düğündeydık. Yedık, iştık, bir sandık houva doldurduk, getırelım size. Gelırken yolda, karga dedi: ‘Krak, krak, krak!’ Biz korse ‘Brag!’ Braktık hem kaçtık.” (Kalkandelen)
bra(g/k)(mak): bırak(mak); geje: gece; houva: helva; iş(mek/tık): iç(mek/tik); korse: sanki, güya

Nazım parçalarından oluşan tekerlemelerde mısra sayıları, ölçü ve kafiyeler sabit değildir. Farklı örneklerde farklı ölçüler ve kafiyeler görüldüğü gibi, aynı örneklerin içinde de ölçü ve kafiyenin bozulduğu görülebilmektedir.

(5 hece) (a) Horoz be mayçin
(7 hece) (b) Niçin sattın evıni
(5 hece) (a) Bir yumurtayçin (Gostivar)

(4 hece) (a) Ali aga
(4 hece) (a) Çikmiş daga
(5 hece) (b) Almiş tüfegi
(7 hece) (b) Vurmiş kara küpegi (Gostivar)
küpe(k/gi): köpe(k/ği)

(8 hece) (a) İpek pabucunu giyme
(5 hece) (a) Çarşıya gitme
(5 hece) (b) Leblebi alma
(6 hece) (a) Kıtır kıtır yeme
(5 hece) (a) Bana da verme (Üsküp)

(5 hece) (a) Dolapta pekmez
(6 hece) (a) Yala yala bitmez
(8 hece) (b) Erol geldi, ne getırdi
(5 hece) (c) Bir kilo şeker
(5 hece) (d) Ayşe’m, Fatime’m
(3 hece) (e) Cumburcuk (Gostivar)

Nazım biçimi oldukça düzenli olan tekerlemeler de vardır. Bu gibi örneklerde; hecenin yedili vezni ağırlıklı olmakla birlikte, başka ölçülere de rastlanır.

(7 hece) (a) Tapşin tapşin elleri
(7 hece) (a) Yorulmasın kollari
(7 hece) (a) İnci gibi dişleri
(7 hece) (a) Sırma gibi kaşlari (Vrapçişte)
tapşin: iki elin birbirine tartıma göre vurulması

(4 hece) (a) Ati ati
(4 hece) (a) Urma dali
(4 hece) (a) Yeme beni
(4 hece) (a) Yerım seni
(4 hece) (a) Atma taşi
(4 hece) (a) Yarma başi (Radoviş)
urma: hurma


Asıl amacı oyun ve eğlence olan tekerlemeler değişik vesilelerle söylenmektedir. Söyleniş yerlerine ve işlevlerine göre; masal tekerlemeleri, oyun tekerlemeleri, tören tekerlemeleri ve bağımsız söz cambazlığı niteliğindeki tekerlemeler olarak sınıflandırmak mümkündür.

Masal tekerlemeleri; masalın başında, ortasında veya sonunda söylenen tekerlemelerdir. Makedonya’da söylenen masallarda, sadece masal başı ve masal sonu tekerlemelere rastlanılmaktadır.

“Ne varimiş ne yokimiş, bir vakıtan bir vakıda varimiş bir ...” (Üsküp)
“Bir varmış, bir yokmuş. Evel zamanlarda pek çokmuş. Vaktiyle ...” (Radoviş)
“Bir varimiş, bir yogimiş. Dünyada sen ve ben yogiken, yeryüzünde otlar bitışırken, o vakıt varimiş ...” (Ohri)
evel: evvel; vakıt/vakıda: vakit/vakte; vakıtan: vakitten; yog(iken/imiş): yok (iken/imiş)

“Onnara külle kömür, bize uzun ömür.” (İştip)
“Onda kümür, dinliyenlere ve anlatana uzun ümür.” (Kocacık Köyü / Debre)
“Masal üte, bis bere. Çingenede kümür, bizde ümür. Çingenede yağlık, bizde sağlık. Çingenede bitler, bizde ipler. Boyle bu masal biter.” (Vrapçişte)
bere: beri; bis: biz; boyle: böyle; kümür: kömür; on(da): or(a)(da); onnar(a): onlar(a); ümür: ömür; üte: öte


Sayısı fazla olmamakla birlikte, bağımsız masal görünümünde olan tekerleme örnekleri de vardır.

Elistepeliste
Var imiş, ne yog imiş. Var imiş bir adam, em bir kari. Kari demiş kocasına:
-Gidesın dükâna, em alasın Elistepeliste!
Adam gider dükâna, em arır Elistepeliste. Elistepeliste yog imiş. Adam gider eve, em divırır karisına ki yog imiş. Kari kocasına bagırır, em der:
-Sen bana Elistepeliste bulasın!
-Adam gene gider dükâna, em arır. Dükânci adam der:
-Olmas Elistepeliste, o eşek oglisi!..
Adam çikar yola, em der: “Olmas olmas!” Bazi çifçiler çenka ekermişler, em sanetmişler kose bu onlara dermiş. Tutarler bu adami, em çekerler bir kütek. Çifçiler bu adami alıştırmişler: “İkişer üçer, ikişer üçer” desın.
Bu adam çikar yola, em tekrarlar o süzleri. Biraz da ütee, bir adam ülmiş. Açın, duyarler bunun süzlerıni, em çekerler temis bir kütek buna. Adama derler:
-“Alla ramet elesın, Alla ramet elesın” deesın!
Bu adam çikar yola, em der o süzleri. Yolda giderken, bir küpek gebırmiş. Bir adam duyar buni, em çeker bir kütek. Em demiş:
-“Üf ne kokar, üf ne kokar” deyecesın!
Bu adam çikar yola, em tekrarlar bu süzleri. Açın, geçer bir berber dükâni ününden. Orda güzel koki kokarmiş. Açın, duyar buni berber, em çagırır dükânında. Tutar buni, em çeker bir kütek temis. Em sorur bu adami:
-Ne arırsın sen?
Adam demiş:
“Elistepeliste arırım.
Berber demiş:
-Git o potinciya sor!
Bu adam gider, em potinciya sorur:
-A var sende Elistepeliste?
Potinci demiş:
-Elistepeliste icbi erde bulamasın. Sen en temis evıne git, yemeesın da fazla kütek!
Masal ütee, biz beree. Çingenede kümür, bizde ümür. (Yukarı Banisa Köyü / Gostivar)

açın: ne zaman; Alla: Allah; ar(amak/ır): ar(amak/ar); bere(e): beri(ye); çifçi: çiftçi; da: daha;
de(mek/esın): demek/diyesin; deyecesin: diyeceksin; di(mek/vırır): de(mek/yiverir); dükân: dükkân;
em: hem; ele(mek/sın): eyle(mek/sin); gebırmek: gebermek; icbi er: hiçbir yer; koki: koku;
kose: sanki, güya; kümür: kömür; kütek: kötek; og(ul/li): oğ(ul/lu); olmas: olmaz; ramet: rahmet;
sanetmek: zannetmek; sor(mak/ur): sor(mak/ar); süz: söz; temis: temiz; ülmek: ölmek; ümür: ömür;
ün(ünden): ön(ünden); üte(e): öte(ye); ye(mek/meesın): ye(mek/meyesin); yog: yok

Sayıca en çok olan tekerlemeler oyun tekerlemeleridir. Bu tekerlemelerin hepsi şiirimsi özelliktedir. Bunlar, kullanıldıkları yerlere göre, sayışmacalar ve başlı başına oyun olan tekerlemeler olmak üzere iki çeşittir.

Sayışmacalar, oyunlarda ebenin kim olacağını belirlemek için hecelerine basa basa okunan tekerlemelerdir.

Alçık balçık
Sana dedim, sen çık (Vrapçişte)

E sesi, be sesi
Hasan Aga’nın
Partal purtal tütün kesesi (Gostivar)

Tarana tartar
Boğazını yırtar
Baklava kardeş
Gel beni kurtar (Üsküp)

Çan çan çikulata
Hane bana limunata
Limunata bitti
Hanım kız gitti
Nereye gitti
İstanbul’a gitti
İstanbul’da ne yapacak
Telli pabuç alacak
Düğünlerde çangır mıngır giyecek. (Gostivar)


Başlı başına oyun olan tekerlemelerde ise, tekerlemenin söylenmesi oyunun kendisidir. Belirli bir ezgi ile söylenir.

Eveleme develeme
Deve kuşi kovalama
Çelik çember
Misler amber
Tazi tuzi
Berber kızi
Haçın gelır
Yazın gelır
Yazılalım
Ezilelim
Bir tahtaya
Dizilelim
Oncuk boncuk
Lepeli çocuk
Al kaşigi
Ye pilafi
Apa, upa, kilidi kapa (Gostivar)
haçın: ne zaman; pilaf: pilav


Kimileri ikili konuşmalar biçimindedir.

-Beg bizi yolladı, hem sizi youvardık
Kız bizım olsun, en güzel olsun
-Nenesi vermez, babasi vermez
Kız da küçüktür, gendisi gelmez
-Beg bizi yolladı, hem sizi youvardık
Kız bizım olsun, en güzel olsun
-Anasi verır, babasi verır
Kız da büyüktür, gendisi gelır
Gelina alina, on ile koç ile, begın paytoniyle
-Gelırsık alalım, on ile koç ile, begın paytoniyle (Gostivar)
beg: bey; gel(mek/ırsık): gel(mek/iriz); gendi: kendi; payton: fayton; youvarmak: yalvarmak


Bunların dışında, başlı başına oyun olan tekerlemeler arasında, büyüklerce küçükleri eğlendirmek ve eğitmek amaçlı söylenen örnekler de bulunmaktadır.

Çayir çayir çayircik
Orta yerde bunarcik
Gelmiş tapşan su içsın
Bu tutmiş (baş parmak)
Bu kesmiş (şahadet parmak)
Bu pişırmiş (orta direk)
Bu yemiş (mor menekşe)
Bu demiş: (küçük Ayşe)
Hane bana pay pay pay olsun, çocuğuma yâr olsun (Gostivar)
bunar: pınar; hane: hani; tapşan: tavşan

Tören tekerlemeleri, tabiî ve dinî olaylar ve öğeler karşısında çeşitli dileklerle söylenir.

Ay baba
Koca baba
Aç kutuni
Ver bir pare
Alayım bir şekerpare (Gostivar)
pare: para

Tarlalarda çamur
Teknelerde amur
Allah versin, yağmur yağsın
Ey dudule (Durlombosu Köyü / Ustrumiça)
amur: hamur

Açıl güneş kapısı
Kapan bulut kapısı
Peynir ekmek yiyelim
Sana da yedirelim
Puruncuk gömlek giyelim
Sana da giydirelim (Üsküp)

Çouka çouka ayrani
Yetışelım bayrami (Aşağı Banisa köyü / Gostivar)
çoukamak: çalkalamak

İğneci Hasan nerede
Yatar bizim bahçede
Bahçeye gidem
İğneyi bulam
Bir ehlım-i şerif
Ruhuna okuyam (Kalkandelen)

Bağımsız söz cambazlığı niteliğindeki tekerlemeler, yanıltmacalar ve edebi tekerlemeler olmak üzere iki çeşittir.

Yanıltmacalar, kendi başına söylenmesi hüner sayılan tekerlemelerdir. Ses yapısı bakımından, söyleyişte güçlükler taşıyan cümleler içerir.

Berber demiş berbere
Gel be berber beriye
Der mi berber berbere
Gel be berber beriye (Yukarı Banisa Köyü / Gostivar)

Edebi tekerlemeler ise, büyükler tarafından küçüklerin eğitimi amacıyla söylenir. Dil ve konu bakımından, ötekilere kıyasen, daha düzgün ve amaçlarına uygun biçimdedir.

Gün doğar sabah olur
Neylersin tembel uyur
Bense erken kalkarım
El yüzümü yıkarım
Annem düzer başımı
Ben bilirim yaşımı
Ekmek yerim doyunca
Koşarım yol boyunca
Okul benim sevdiğim
Sen evde kal bebeğim (Üsküp)

Fesligen ektim ot bitti
Bahçemizde gül bitti
Yaşayalım dost gibi
Bilelim bu nimeti (Sevinç Dergisi)


Bunların yanısıra; bağımsız olarak söylenen tekerlemeler arasında, derviş şâirler ve halk ozanları tarafından söylenenler de vardır. Üsküp Halk ve Üniversite Kütüphanesi’nin bir cöngünde yer alan Derviş Seyyahî’ye ait bir eser bu tip tekerlemelere güzel bir örnektir. Derviş Seyyahî’nin nereli olduğu bilinmemektedir, ancak söz konusu esere Üsküp’te rastlanması onun buralarda söylendiğini göstermesi bakımından önemlidir.

Tekerleme-i Derviş Seyyahî
*Dinleyin sözümü begler agalar
Filanın kervanı gelip geçiyor
Eşek bori çalar, oynar zagarlar
Leylek bekri olmuş, şarap içiyor
*Köpek zurna çalar
Tazi oyun ta’lim eder zagara
Horos ile tavuk kalmiş avare
Tusbagı menzile binmiş, kaçıyor
*Tilki nakış işler, çakal bez dokur
Ördek kalaycı olmuş, kalaylar bakır
Öküz terzi olmuş, kumaş biçiyor
*Pire natır olmuş, kehle hamamcı
Geyik bakkal olmuş, akbaba mumci
Serçüe zend olmuş, çaylak boyaci
Kurd bazirgan olmuş, kumaş ölçüyor
*Derviş Seyyahî söylemez yalani
Ayı oynadırken gördüm yılani
Düşüp menzilinden girü kalani
Felegin devrani cevrin saçıyor
bazirgan: bezirgan; beg: bey; bori: boru; girü: gerü; horos: horoz; kurd: kurt; tazi: tazı; tusbagı: tosbağa

İfade tarzı bakımından benzer bir tekerleme de sözlü gelenekten derlenmiştir.

Zürafeler aşkına
Filler düştü şaşkına
Masa üstünde çiçek
Elbisem mini etek
Çantamı aldım koluma
Çıktım tiren yoluna
Ben bir subay beklerken
Çöpçü de girdi koluma
Ayakkabım toz atar
Çöpçü bana göz atar
Çöpçü gözün kör olsun
Elâlem bize bakar
Çöpçü camdan atladı
Arpa taşı patladı
Bunu duyan fareler
Oynamaya başladı (Valandovo)
tiren: tren; zürafe: zürafa

KAYNAKÇA

*Hafız, N. (1989). Makedonya Türk Halk Edebiyatı Metinleri. İstanbul: Anadolu Sanat Yayınları.
*Hasan, H. (2005). Makedonya Türklerince Söylenen Bilmeceler ve Tekerlemeler. Ankara: AKDTYK Atatürk Kültür Merkezi Yayınları.
*Yardımcı, M. (Kasım 1998). Kıbrıs ve Diğer Türk Ülkelerinde Ortak Ninni ve Tekerlemeler. 2. Uluslararası Kıbrıs Araştırmaları Kongresi [Bildiri], Gazimağusa.
*Yardımcı, M. (Ocak 2005). Batı Trakya Türkleri Halk Edebiyatı ve Türk Dünyası Folkloruna Mukayeseli Bir Bakış. 1. Uluslararası Batı Trakya Türkleri Araştırmaları Kongresi [Bildiri], Münih.

Makedonya Türkleri Anonim Sözlü Halk Edebiyatı-EFSANELER

Özgür Medya'nın yazarı Fatmagül'un araştırması.

Efsaneler, Sözlü Halk Edebiyatı’nın en önemli türlerinden biridir. Çoğunlukla; kişi, yer ve olaylara dair olağanüstülükleri konu edinir. İnandırıcılık özelliğine sahiptir. Belirli bir üslûp ve şekle bağlı değildir. Genellikle; nesir şeklinde, kısa ve yalın bir dille söylenir. Masallar gibi, efsaneler de, toplumu eğitici-öğretici ve iyiye-güzele yönlendirici nitelik gösterir.

Makedonya Türkleri’nce söylenen efsaneler; kişiler, olaylar ve motifler yönünden Anadolu efsaneleri ile benzer özelliktedir.

Başlıca motiflerden biri; daha çok kahramanlık temasını işleyen, savaşları ve fetihleri konu edinen efsanelerde kullanılan kesik baş motifidir. Bu efsanelerde, İslâmlık uğruna şehit olan gazilerin kesik başlarını koltuklarının altına alarak savaşa devam etmeleri anlatılır.

Kocacenk Efsanesi’nden
...
... Kanlı savaş başlar. Romalılar kaçmağa başlamışlar. Ama, onların peşinde, Türk askeri şöyle dursun, savaşta kılıçla kafaları kesilen Türk askerleri bile kellelerini koltukları altına alıp koşarmışlar. Bunu gören Romalılar şaşkın şaşkın kaçmış, bir daha buraya dönmemişler. Onların peşinden koşan kesik başlı Türk askerleri ise ancak üç bin metre sonra yere düşüp şehit olmuşlar. ...
... (Kocacık Köyü / Debre)


Aynı motifin birden fazla tip ya da karaktere bağlanarak anlatıldığı da görülür.

Sarı Kızlar Efsanesi’nden
...
Düşman kaçmış, Sarı Kızlar koşmuş. Bir ara düşman, Türkler’in arkadan gelip gelmediğini anlamak için duraklama yapıp arkaya bakmış. Çünkü; düşman kaçarken arkadan hiçbir ses işitmiyormuş. Bu bakışta bir de ne görsünler; Sarı Kızlar, kelleleri koltukları altında düşmanın peşinden uçarcasına kanatlanmış gibi koşmaktadır. Düşman, bu tabloyu görür görmez daha da hızlı kaçmış. Kocacık Türkleri zaferi böyle kazanmış.
... (Kocacık Köyü / Debre)

Makedonya’da söylenen efsanelerde rastlanılan diğer bir motif, taş kesilme suretiyle şekil değiştirme motifidir. Bu durum, bir suç ya da günah işlendiğinde ya da söz dinlememe sonucu gerçekleşir.

Kocakarilar Efsanesi
Bir kocakari kış güni Üsküp ve Lübeten yolunda gürmüş güzel avay. İstey çiksın koyunlarıyle, otlatsın koyunlarıni ama deylar çıkmasın, o dinlemey çıkay gidey. Yari günden sonra ava çok soğuk oli. Sonra kocakariylen hem koyunlar soğuktan taş kesililar. Şimdi kocakari taş şeklinde kalmıştır. Gelen geçen “Jut Babo açan” dey, o taştan su damlay. (Üsküp)
açan: ne zaman; ava(y): hava(yı); gürmek: görmek


Ölen bir kişinin erenlere karışması ve ölülerin birbiriyle yer değiştirmesi de Makedonya Türkleri tarafından söylenen efsanelerde görülen motiflerdendir.

Kral Kızı Efsanesi
Asker gidey bir çocuk, kralın kızi begeniy bu çocugi. Bu kız astalani. Babasına dey:
-Ben filan askeri sevey. Ben açan ülecem buni koyverecen.
Kız da üli bir gün hem babasi da çıgıri o askeri hem dey ki:
-Bu günden sonra sen serbestsin.
Ama kız, çocuga da ülmeden demiş:
-Gelesin beni mezarımda güresin.
Asker da gidey açar mezari ne gürsün, kralın kızi dil orda, güri hocasıni çocugi ve okuturmiş. Kapay mezari hem dünerken düşüni niçin kralın kızi yerine hocası? Çocuk ta gidey hocanın evine soray hocası için. Deylar ki ülmiş. Mezarınin nerde olduguni soray. Güleylar. Gene gidey açay mezari ne gürsün kralin kızi. Bu hocalara gidey soray bu vaziyet için. Hocalar dey ki:
-O sağ iken sudan geçmek olmasaydi daha güzel olurdi.
Onun için onun yerini kral kızi kazanmiş. (Üsküp)
açan: ne zaman; astalanmak: hastalanmak; çıgırmak: çağırmak; dil: değil; dünmek: dönmek;
gürmek: görmek; ülmek: ölmek

Bunların yanısıra; tılsım motifi kullanılır. Bu motif iki türlüdür. İlkinde; tılsım bilmeden ve istemeden bozulur ve değerli bir şey değersiz bir şeye dönüşür.

Namaziye Efsanesi’nden
...
Camiye çevrilen kilisenin bir köşesinde ulu mu ulu bir ağaç varmış. Kocacıklılar; henüz minaresi yapılmadığından ağaca çıkalım, öyle ezan okuyalım demişler. İçlerinden bilge olanı, güzel ezan okuyanı bu ağaca tırmanmış. İçinden geldiğince ezanı okumuş. Aşağıya inerken yere şöyle bir bakmış. O anda ağacın dibinde bir ışığın yükseldiğini, ay gibi olduğunu ve ortalığın aydınlandığını görmüş.
Adam, heyecanla aşağıya inmiş. Gördüğünü çevresinde toplananlara anlatmış. Daha yaşlı olanlar:
-Aman; sen para görmüşsün, demişler.
Hemen kazma küreklere yapışmışlar, ağacın dibini bir güzelce kazmışlar. Bir arşın iki arşın derken küpün kenarı görülmüş. Herkezi bir heyecan almış. Küpün çevresini iyice kazmışlar, küpü meydana çıkarmışlar. Küpün ağzını açmışlar, ama ne görsünler; içindeki altınlar kömür olmuş, koca küp kömürle doluymuş. Durumu gören yaşlılar:
-Para görmüşsün, ama çevrene söylediğinden tılsımı bozulmuş. Para kömür olmuş, demişler.
Meğer böyle durumlarda görüleni kimseye söylememek gerekiyormuş. (Kocacık Köyü / Debre)


Diğerinde ise; bozulmak istenen bir tılsım bir türlü bozulamaz ve bu yüzden ulaşılmak istenen şeye ulaşılamaz.

Kaledeki Altınlar Efsanesi’nden
Anlatıldığına göre Kocacık Kalesi’nin içinde odalar varmış. Bu odalar ağzına dek altınla doluymuş. ...
Herkesin gözü bu altınlarda imiş, ama kimse içeriye girecek gücü kendinde bulamazmış. Kocacık’ın yaşlılarından biri:
-Ben girerim, demiş.
...
Kapıda iki koç bekçilik yapıyormuş. Koçlar yok olmuş, kapı açılmış. Adam içeriye girmiş. ... Çuvalını doldurmuş doldurabildiği kadar. Yeterli bulmamış aldıklarını. Kuşağına, koynuna doldurmuş. Çuvalı omzuna vurmuş. Tam kapıdan çıkacakken, kapı, Kocacıklılar’ın deyimiyle:
-Dırang, deyip kapanmış.
Adamcağız öyle etmiş, açılmamış; böyle etmiş, gene açılmamış.
-Aman Allah’ım; vazgeçtim ben bu işten, demiş.
Çuvalındaki altınları boşaltmış, ama kapı gene açılmamış. Koynunu, kuşağının içini boşaltmış adam; ama gene kapı açılmamış. Neden, niçin derken çarıkları usuna gelmiş. Çözmüş çarıklarını. Açan bakmış, çarığının içine bir sarı liranın girdiğini görmüş. Onu da çıkarmış. O an kapı:
-Dırang, deyip açılmış.
Kapı tılsımlıymış, tılsımı da iki koçmuş. ...
O günden bu güne bu tılsımı bozan çıkmamış. Bu yüzden de altınlar, hala kalenin içinde duruyormuş. (Kocacık Köyü / Debre)
açan: ne zaman


KAYNAKÇA

*Hafız, N. (1989). Makedonya Türk Halk Edebiyatı Metinleri. İstanbul: Anadolu Sanat Yayınları.
*Yardımcı, M. (Eylül-Ekim 1999). Kıbrıs ve Balkan Türkleri Efsanelerinin Anadolu Efsaneleriyle Mukayesesi. 3. Kıbrıs ve Balkan Türk Edebiyatları Sempozyumu [Bildiri], Köstence.
*Yardımcı, M. (Ocak 2005). Batı Trakya Türkleri Halk Edebiyatı ve Türk Dünyası Folkloruna Mukayeseli Bir Bakış. 1. Uluslararası Batı Trakya Türkleri Araştırmaları Kongresi [Bildiri], Münih.

Makedonya Türkleri Anonim Sözlü Halk Edebiyatı-MASALLAR

Özgür Medya'nın yazarı Fatmagül'un araştırması.

Masallar, Sözlü Halk Edebiyatı’nın en yaygın türlerinden biridir. Genellikle; olağanüstü kahramanların başından geçen, yer ve zamanı belirsiz olağanüstü olayları dile getirir. Söylediklerine inandırmak iddiası yoktur; gerçekle ilgisiz, bütünüyle hayal ürünüdür. Kısa ve yoğun bir anlatım ile birlikte, merak ve heyecan uyandırıcı bir üslûp içerir. Çoğunlukla; nesir şeklinde söylenir, dili sadedir.

Masallarda; iyi-kötü, güzel-çirkin, doğru-yanlış gibi karşıt durumların mücadelesi konu alınır. Masalın sonunda; iyilik, güzellik, doğruluk üstün gelirken kötü, çirkin, haksız olan cezalandırılır. Bu yönüyle, masallar, toplumu eğitici-öğretici ve iyiye-güzele yönlendirici nitelik taşır.

Makedonya Türkleri’nce söylenen masallar; konular, kahramanlar ve motifler bakımından diğer Türk masalları ile benzer özelliktedir.

Başlıca kahramanların arasında; padişahlar, padişahın evlatları, ak sakallı ihtiyarlar, zengin ve fakir insanlar, çocuğu olmayanlar, karı ile koca, üvey kız ve üvey ana gibi gerçek veya gerçeğe yakın kişiler yer alır. Konular da, yine, bu kahramanların etrafında döner.

“Padişaa ile Evladi” Masalı’ndan
Bir varimiş, bin yokimiş. Çok eski zamanlarda bir padişaa yaşarmiş. Onun em bir evladi varimiş. Bir gün o padişaa gendi minletıne kızmiş ve şu emıri vermiş:
... (Kocacık Köyü / Debre)
em: hem; gendi: kendi; minlet: millet; padişaa: padişah

“Ağlayan Ayva ile Gülen Nar” Masalı’ndan
Altın dağın ardında, zümrüt ovanın ortasında çok eski bir değirmen varmış. Bu değirmenin sahibi ak sakallı bir ihtiyarmış. Değirmencinin tuhaf bir adı varmış...
... (Üsküp)


“İhtiyar ve Altın Küpleri” Masalı’ndan
Var imiş bir ihtiyar. O ihtiyar çok zengin imiş. O satmiş bütün her şeyini bir küp altın için hem almiş. Açan ali, baçede açay bir delik, hem koyay küpi altınlarle. Her gün sonra gidey, baçesinden çikari hem bakay küpüne. Sayarken altınlarıni zefk duyaymiş. ... (Üsküp)
açan: ne zaman; baçe: bahçe; zefk: zevk

“Tamakar Köse” Masalı’ndan
Varimiş, ne yogimiş. Varimiş bir evde üç kardaş, ne çok geçınırmişler. Bunlar imişler çok fukara hem yogimiş nasıl idare olusunler. Birgün babasi demiş büyük çocuguna:
-Ne olacak kalınız be çocuk boyle, artık yok ne yeyelım.
... (Gostivar)
boyle: böyle; kal(ınız): hal(iniz); tamakar: tamahkar

“Bey Bübrek” Masalı’ndan
Ne varimiş, ne yogimiş. Varimiş bir adam em bir kari. Onların evladi yogimiş. Bir gün o adam çikmiş daga, oturmiş bir taşta, em düşünimiş. Gelmiş bir koja adam, em sormiş; ne düşünisın oka? Demiş ki; maksımım yok. O koja adam vermiş bir ouma bu adama, em demiş yesın karisiylen, a kabuguni ne soyajak versın bigirıne. ... (Kalkandelen)
bigir: beygir; koja: koca; maksım: küçük çocuk; oka: o kadar; ouma: elma; yog(imiş): yok (imiş)

“Kari ile Kocasi” Masalı’ndan
Bir varimiş, bir yokimiş. Günün birinde, bir kari em bir koca varimiş. Onlar ikisi çok ii yaşarmişler. Karisi kocasina çok saygi yaparmiş. Onun için kocasi er yerde karisından öünürmiş.
Bir gün bu adam dostlariile bir yerde oturmiş maabet yaparmişler. Epısi karisının birer zayif, fena tarafıni söylermiş. Bu adam ise gene karisından öünmiye başlamiş. Dostlari dayanamamişler:
... (Kocacık Köyü / Debre)
em: hem; epısi: hepsi; er: her; ii: iyi; maabet: muhabbet; öünmek: övünmek

“Bir Kız ve Üge Anesi” Masalı’ndan..
Ne varimiş ne yogimiş, varimiş bir küvli karinın iki kızi. Birısi onun, birısi ügeymiş. Bir gün, bu kari kocasına demiş; alsın üge kızıni gütürsün daga em orda braksin. Adam da yogimiş ne yapsin, almiş kızıni gütürmiş daga, em orda brakmiş bir kolibada em demiş ki: ... (Kalkandelen)
ane: anne; brakmak: bırakmak; em: hem; koliba: kulübe; küv(li): köy(lü); üge: üvey; yog(imiş): yok (imiş)

Bunların yanısıra; akıllı ve iyiliksever olan, güçlüklerle ve kötülerle savaşıp sonunda hep başarıya ve mutluluğa ulaşan Keloğlan da Keleş veya Kelçe gibi adlarla kahramanlar arasındadır.

“Baba ve Üç Oğlu” Masalı’ndan
Bir varımış bir yokumuş. Vakti zamanında varımış bir adam, em o adamın üç çocuy. Ne ise, bunlar idare arama çıkmışlar, birangi ağada, beyde izmekâr olsunlar, ekmey çıkarsınlar. Geze geze rasgelirler bir beye, ama o bey dilimiş, dif imiş. Yaparlar pazarlık kimi çifçi, kimi pazarcı, kimi bekçi, em biri evde ayvanatıni ne lâzım beslesin. Pazarcı olur Keleş, ama difin dilimiş maksadı bunları işletsin, emen kessin, em yesin, ama bu planı kimse anlamamış. Anlamış Keleş. En küçük imiş epsinin içinde. "Babasına demiş;
-Difin maksadını anladım. Bizi yesin ister.
-Yok be, episi Keleş’i azarlamışlar, inanmamışlar bu söze.

… Keleş kızı elinden tutar, em oradan kaçar başka bir diyara.
Neyse, difi küveriler. Dif çıkar, tutar episini parçe parçe yapar. Epsini arar tarar, Keleşi bir yerde bulamaz. Bizim Keleş erbap, sa kalır, evlenir, dün yapar, çok mutlu olur. Orda beki elan yaşar.
Orda masal, burda salık. (Kanatlar Köyü / Pirlepe)

ayvanat: hayvanat; beki: belki; birangi: herhangi bir; çifçi: çiftçi; dif: dev; dil(imiş): değil(miş);
dün: düğün; em: hem; emen: hemen; elan: halen; ep(i)si: hepsi; izmekâr: hizmetkâr;
küvermek: koyvermek; parçe: parça; rasgelmek: rastgelmek; sa: sağ; salık: sağlık

Bazı masallarda; insanların yerine aslan, tilki, horoz gibi hayvanlar rol alır. Bu masallarda, kıssadan hisse vermek esastır. Aynı zamanda, eğlendiricilik özelliği de taşır.

“Aç Güz Kurt” Masalı
Varimiş ne yogimiş. Bir gün bir küvde çok kurtlar varimiş. Bir ana kuzi lazim imiş çıksın bulsun bayin şi yemegiçin, ama korkarmiş braksın yalnız evladıni. Çikarken gitsın ana kuzi evladına demiş:
-Ben gicim otlayım ki seni da doyuraym. Açın gelecim sana boyle bagıracim: otlandım, sütlendım, aç kızım kapiy!
Kapi ardında duran bir kurt bunlari duyar hem kuzinın anasi açın gitsın otlasın, kurt gelır nere kapi hem kalın sesiyle bagırır:
-Otlandım, sütlendım, aç kızım kapiy!
Kız anlar hem der:
-Yok, sen benım nenem dilsın, benım nenemden sesi incedır.
Kurt gider, inceletırır dişlerıni hem sesıni hem gelır aldatırır küçük kuziy. Kuziçe açın açar kapiy hem oni kurt yer. Ana kuzi açın düner geri, bagırır bagırır, kimse çıkmaz. Açın sora anlar, kırk gece hep aglar hem çare bulamaz. Hem boyle ane kuzi hayatın yalnız başına kalır.
Masal üteye, biz bereye. Çingenede kümür, bizde ümür. Çingenkada yaglık, bize saglık. (Gostivar)

açın: ne zaman; bayin: bazı; bere: beri; boyle: böyle; brakmak: bırakmak; Çingenka: Çingene kızı; dil(sın): değil(sin); gitmek/gicim: gitmek/gideceğim; güz: göz; kuziçe: kuzucuk; kümür: kömür;
küv: köy; sora: sonra; şi: şey; ümür: ömür; üte: öte; yog(imiş): yok (imiş)

“İki Tilki” Masalı
Bir tilki bir gece girmiş bir avliya. Ev boşimiş, onniçin tilki ne istemiş cani oni yemiş. Yemiş ama fazla yemiş. Oka yemiş ki yüregi çok dolmiş, em mırdlayamaymiş yerınden zavali.
Sabaya karşi, ev yanindan geçmiş bir başka tilki. Birinci tilki görünce dostuni, başlamiş aglaşsın:
-Aman dostum, ne yapam çok yedım, yüregım şişti, şindi mırdlayamayım.
İkinci tilki demiş:
-Ondan da kolay şey yok dostum. Bekle biraz yemekler hazmolsun, sonra devam et yoluna.
-Ya ev saibi gelırse ne yapam?
İkinci tilki cevap vermiş:
-E dostum oni ben bilmem, sen nevakıt başladın yeyesın bana birşey sormadın! (Üsküp)

avli: avlu; mırdlayamak: yerinden kımıldayamamak; oka: o kadar; onniçin: onun için;
saba(ya): sabah(a); sai(p/bi): sahi(p/bi); şindi: şimdi; zavali: zavallı

Bazılarında da; devler, ejderhalar, periler gibi tabiatüstü varlıklar da olaylara katışır.

“Biberçe” Masalı’ndan
Varimiş ne yogimiş. Bir zaman bir adamın hem bir karinın yedi kızi varimiş, hiçbir çocugi yogimiş. Bu kari hem bu adam youvarmişler Allah’a bare bir tene çocugi olsun. Bunların bir çocugi olmiş. Bu çocugun adıni Biberçe koymişler.
Biberçe haçın imiş küçük hep malenın maksımlarıni yikarmiş. Bu adamın kızlarından haçın gelırmiş vakti verilsınler bu küvde varimiş bir dif, bu difın yedi başi varimiş hem iki kınadi. Bu dif hep bu yedi kızi almiş, yolamiş yuvasında. Biberçe o kıskardaşlari için hiçbir şiy bilmezmiş. Biberçe büyümiş hem bir gün babasına der:
-A be baba a varidi benım bain kardaşım ya bain kıskardaşım.
Babasi istememiş divırsın, ama bir gün divırır ki yedi kıskardaşi var Biberçe’nın. Bir gün bu Biberçe alır babasından kılıcıni koyar belıne hem topeder hep küvün iplerıni. Gider difın yuvasına. ...
...
... Keser hem o kafasıni difın. Dif ülür. Biberçe açar a demirleri, çikarır kıskardaşlarıni. Bunlar şaşarler ne yapsınler şimdi. Bunlar gürürler bir yol. Alırler o yoli, çikarler bir baçede. O baçenın ortasında varimiş bir su. Suyun kenarında varimiş bir agaç. Agacın üstünde varimiş bir yuva. O yuvada en büyük kuşların yavrilari varimiş. Bu sudan her sene çikarmiş bir ajder hem yermiş bu yavrilari. Biberçe orda iken, o ajder çikar sudan hem dogrulur yuvaya yesın yavrilari. Biberçe haçın gürür ki ajder yeycek yavrilari koşar hem çikarır kılıcıni. Bir sallar kılıcıni, ajderi yariya keser. ...
... (Vrapçişte)

ajder: ejderha; bain: bazı; baçe: bahçe; bare: bari; dif: dev; di(mek/vırsın): de(mek/yiversin);
gürmek: görmek; haçın: ne zaman; kına(t/di): kana(t/dı); maksım: küçük çocuk; küv: köy;
male: mahalle; şiy: şey; tene: tane; topetmek: toplamak; ülmek: ölmek; yavri: yavru;
yog(imiş): yok (imiş); youvarmak: yalvarmak

“Şanım Şanım Şandanım” Masalı’ndan
Varimiş ne yokimiş. Varimiş üç kıskardaş. En büyügüni ararler bir bege. Ama o beg otururmiş duvar içine bir peri kızile. Büyük kızi verirler bege. Büyük kız gider, oturur bir iki hafta, gürür ki beg yok içbiyerde gelir gereye. İkinci kız der:
-Budalınke niçin oturmadın? Gitsam ben bak e otururum.
İkinci kız da gider. O da oturur biriki hafta, gürür ki beg yok gelir gereye. Üçüncü kız da der:
-Budalinkalar oturmadınız siz ben gitsam o zengin yerde bakın a otururum.
Üçüncü kız da gider ama bu oturur. ...
...
... Kız ne gürsün duvar içine uyur kızle beg. Bu da alır yüzlerinden o eski çevreyi, koyar yeni çevre. Çevrey alırken, peri kızı em beg oyanırlar.
Peri kızı der bege:
-Şimdiye kadar idın benim, şinden sora hanımnın ol. Beg da çıkar duvardan, o peri kızi kaybolur. ...
... (Gostivar)

beg: bey; em: hem; gere: geri; gürmek: görmek; içbiyer: hiçbir yer; oyanmak: uyanmak; sora: sonra; şin(i/den): şim(di/diden)

Makedonya Türkleri tarafından söylenen masallar arasında; küçük ve önemsiz olayların ardarda dizilerek halkalar halinde verildiği, zincirlemeli masallar da yer alır. Bu masalların kahramanları, genellikle, hayvanlardır. Çok kez; anlatı, bir yerden sonra ters yön izleyerek, son olay ya da kişiden ilkine doğru ilerler.

“Yarım Oroz Kardaş” Masalı’ndan
Ne varimiş, ne yogimiş. "Bir evde varimiş bir nene, bir oroz em bir küpek. Onlar çok fakir imişlar. Günün birinde oroz nenesıne demiş:
-Nene, ben gideyim kazanmaga.
Çikmiş kazanmaga. Git, git, ününe Vardar çikay em dey:
-Yarım oroz kardaş, nereye büle?
-Kazanmaga gideyim.
-Gelem mi ben da?
-Gel, ama gezemesın, yorolursun.
-A ben nasıl yorolurum. Sen bir buçuk ayaklen, ben koca Vardar gün gece gezeyim yorolmayim.
E gidey, gidey Vardar orozle bir yere kadar em dey oroza:
-A yarım oroz kardaş, ben yoroldum.
-Demedım mi sana ki yorolacaksın. Ya şimdi ne yapacaiz. Ay şimdi gir içime!
Vardar giri orozun içine. Sonra tutay yoli. Gene gidey, gidey, çikay kurt.
-Yarım oroz kardaş, ugurlar, nereye büle?
-Kazanmaga.
-Gelem mi ben da?
-Gel ama yorolursun.
Gideylar, gideylar. Bir vakıt sonra kurt yoroli. Oroz oni da ali içine. Gene gidey gidey, çikay tilki. O da:
-Yarım oroz kardaş, nereye büle?
-Gideyim kazanmaga.
-Alır misın beni da?
-Alırım ama yorolursun.
-Nasıl yorolurum, ben dört ayakle, sen bir buçuk ayakle?
O da bir vakıt sonra yoroli. Oni da oroz ali içine. Gideylar, gideylar, em yetişilar padişanın konagına. Dişarda bir gübrelık varimiş. Oroz da biney gübrenın üstüne em ütey:
-Kiki-ri-ku, kiki-ri-ku! Padişanın en güzel kızıni isterım!
Bunlar duyaylar. Gideylar verilar aber padişaya. Padişa da emır veri:
-Alın orozi, atın tauklara.
İzmetçiler ataylar orozi tauklara. Saba, ne gürsünlar. Bir tauk kalmamiş, çünkü oroz çikarmiş tilkiy içınden. Onlar güya, zanetmişlar tauklar tepeleyeceklar yabanci orozi. Olmiş tam tersıne. Gene sabaylen oroz sag salim çikmiş gübrelıge. Gene üle ütmiş:
-Kiki-ri-ku, kiki-ri-ku! Ben padişanın en güzel kızıni isterım!
Padişa gene emredi:
-Alın buni, atın ayvanlara. Eşekler, begirler tepelesın.
Bu defası oroz çikari kurti. Ne begir bragi ne bir şey. Gene ayni ütey gübrelikte. Padişa gene emretıri:
-Atın buni furuna, zare çok ziyan yapti. Yansın!
Buni ataylar furuna. Oroz çikari Vardari. Ne ateş kali, ne furun. Hep gütüri. Gene oroz çikay gübrelige. Gene üle ütey. Padişa gene emredi:
-Alın oni, atın azneye.
Ataylar azneye. Oroz ye pare, ye lira. Ustalıklen bragi bir tane lira agzinda güya ki bogulmiş. Gideylar baksınlar ne olmiş. Açan gürilar ne olmiş, ataylar gübrelıge. E bu, ne kadar adamlar çekili yavaş yavaş çikay gidey evıne. Evıne gelince, bagıri nenesıne:
-Yap bir yatak. Ser pürüncük çarşaf. Bir sopa al, vur karnıma.
Ne vakıt vuri nenesi karnina liralar çikay tıkır tıkır. Gene vuri, gene çikay liralar tıkır tıkır. …
… (Üsküp)

aber: haber; azne: hazine; begir: beygir; bragmak: bırakmak; büle: böyle; em: hem; furun: fırın;
gürmek: görmek; küpek: köpek; nene: nine; oroz: horoz; padişa: padişah; pare: para;
saba(ylen): sabah(leyin); tauk: tavuk; üle: öyle; ün(üne): ön(üne); ütmek: ötmek;
yog(imiş): yok (imiş); yorolmak: yorulmak; zare: zira


Ayrıca; veciz ifadeler ve ince mizahî anlamlar içeren, lâtife niteliğinde masallar da bulunmaktadır.

“Yemin” Masalı
Herifın biri biner eşege. Biner eşege em şimdi gelır aklına ki, yemin etti eşekten enmeyecek. Gider bir yere. Rasgelır bir çoban. Çoban der:
-Eşekten en biraz konuşalım.
-A yok, demiş herif.
-E ne için? sormuş çoban.
-Yemin aldım, demiş herif.
Çoban da yakalar eşegın yuvarından, çekıştırır em götürür bir alma altına.
-Tutul o daldan, der çoban.
Çoban tutulur o daldan ne göstermiş çoban. Bir sopa çeker eşeğe çoban. Eşek kaçar, bu herif tutulur dallarda kalır.
-Ya en, der çoban.
-E nasıl enim; yemin etmişım, der herif.
-Eşekten enmeyesın yemin etmişın, yemin etmemişın almadan enmeyesın. Daldan enebilırsın, demiş çoban.
Öyle almadan endırmiş herifi çoban. (Ohri)
alma: elma; em: hem; enmek: inmek; rasgelmek: rastgelmek; yuvar: yular

“Türk Sultanılen Rus Kralı” Masalı
Varimiş bir Türk sultani hem bir Rus krali. Sultan diymiş:
-Bende vardır da çok apaşlar.
Kral diymiş:
-Bende da çok vardır.
Emredi sultan yola atsınler altın hem bekçilere diy:
-Kimi gürecesınıs egrili yerde alsın altın getirin bana.
Ama kimse egrilmey alsın, a altınlar yok oliler kendileri. Bekçiler da diveriler sultana:
-Kimsey gürmedik egrılsın alsın altınlari ama altınlar kouktiler.
Sultan da haber veri millete diy:
-Kim çaldise altınlari gelsın hiç bir şey yapmam.
Çalan adamlar diy sultana:
-Benim o insan ne çaldi altınları.
Sultan da soray nasıl çalmiş altınları. Apaş diy:
-Potinlarımın altında yapuşturdum katran hem ule altınlar hem yapuşidiler potinlarima.
Apaş ta soray sultana niçin çağırtırmiş. Sultan da anlatiri nasıl demiş kral ki onda daha usta apaşlar var. Apaşlar o vakit diy:
-İstesan ben sana hem krali da çalabilerim.
Sultan soray:
-Nasıl çalabilersın?
Apaş diy:
-Yapasın bana rubalar ule olsun ki tirnaktan tepeye şinşaraklalen hem veresın bir sandık içerden anatari olsun.
Apaş ta gidi Rusiya’ya, giri içiri kralin sarayına, kendisi çikay sandıktan hem giri kralin sobasına. Haçan olmiş yari gece apaş almış şinşarakli rubalari gimiş hem başlamiş sarsılsın hem o şinşaraklar yapaymiş tapirdi. Kral açan gürmiş sormiş:
-Kimsin sen?
Apaş demiş:
-Beni yollamiştır Azrail alam senın canıni.
Kral demiş:
-Nice alacasin canımi ben istiym da yaşiem.
Apaş diy:
-Bana emrettiler canıni alam, eger sen istemesen gir bu sandıga gütürürüm Azrail’a hem sen ona dersın ki almasın canıni.
Kral da giri sandık içine, kapay sandıgi içerde, apaş ali sandigi, gütüri Türkiye’ye sultana hem diy:
-Te getırdım.
Sultan vuri sandıgın üstüne, kral youvari:
-Aman bırak yaşiem.
Sultan diy:
-Aç sandıgi gürem nasılsın.
Kral açay sandıgı, açan güri sultani, veri elıni hem diy:
-Aşkolsun sende da büyük apaşlar varimiş. (Kalkandelen)

anatar: anahtar; apaş: hırsız; divermek: deyivermek; gimek: giymek; gürmek: görmek;
koukmak: kalkmak; Rusiya: Rusya; soba: oda; ule: öyle; youvarmak: yalvarmak


Makedonya’da söylenen masallarda, Türk masallarının özelliklerinden olan, üçlü bakışım kuralına sıkça rastlanır. Bu kurala göre; olaylar önemlerine göre üç süreli bir düzen içinde geçerler, kişiler de yine önemlerine göre üç bölüğe ayrılırlar. Olayların en son halkası, kişilerin de en küçüğü önemlidir.

“Muşama Kızı” Masalı
Varimiş ne yogimiş. Varimiş muşamadan bir kız. Oni da muşaba kızi çagırimişler. Oni kimse gürmemiş nasıl kızdır. Koyşida varimiş dügün açan gecenın bir vaktında gelmiş bir kız, dünya güzeli, hem açan gelmiş dügüne, gimiş bir güzel fistan. Cebleri doli gümüşlen. Hem bir çocuk tutmiş elinden, hem salmaymiş kızi. Kız gürmüş ki atık dügün dagılacak çikarmiş ceblerinden gümüşleri, atmiş dügünün insanlarına hem onlar şaşirmişler. Bu da ovakit kaçmiş. Çocugi bütün gece uyku tutmamiş, akli kızda kalmiş. Hem düşünmiş yarın gece gelirse artık salmas gitsin. Yarindasi gece kız gene gelmiş, da güzel fistanlar gimiş hem cebleri doli imiş altınlen. Gene kıs oynamiş, oynamiş hem sonunda gene çikarmiş altınlari hem kaçmiş. Çocuk gene bütün gece uykusis kalmiş. Üçüncü gece kıs gelmiş en güzel fistanlar gimiş hem ceblerine hem cevair taşilen doldurmiş. Bütün gece oynamiş, sonunda gene dağıtırmiş o cevair taşlarıni hem kaçmiş. Çocuk açan gürmiş ki kıs kaçay demiş annesine:
-Hazırla benim arabami, gidecim kızi ariyem.
Hazır olmiş, yarındasi çıkmış yola. Koyşi kızi, muşama kızi almiş bir somun hem vermiş çocuga yolluk. Çocuk ta gidi, açan yetişmiş uzaga, annesi ne vermiş o yemekleri, yemiş, hem sonunda demiş:
-Yedim o somuni ne vermiş koyşi kızi.
Yerken ekmegin içinde buli yüzük, anlay ki o muşama kızi dünya güzeli. O vakıt ali bigirini, çeviri geriye, düniy eve. Evin insanlari koşayler, karşilayler, aliler çüzsünler çizmelerini; bu demiş:
-İsterim muşama kızi gelsin çüzsun.
Muşama kızi geli çüzey bir çizmesini, çikari. Haçan ali çikarsın ikinci çizmesini çocuk tutay kızin muşamasıni kesey hem bagırmiş:
-Kimi araydım, buldum.
Sora yapayler dügün üç gün üç gece. (Kalkandelen)

bigir: beygir; ceb: cep; cevair: cevahir; çüzmek: çözmek; da: daha; gimek: giymek; gürmek: görmek;
(h)açan: ne zaman; kıs: kız; koyşi: komşu; muşama: muşamba; sora: sonra; yarindasi: ertesi gün;
yog(imiş): yok (imiş)

“Kor Adam” Masalı
Ne varimiş ne yogimiş, varimiş bir adam ama kor imiş. Onun varimiş üç tane çocugi. Bir gün bu adam duyay ayaktaşından ki, dokuzunci dagda yaşaymiş bir kraliçe. O kraliçenın varimiş bir bülbüli, bülbülin yanında bir çiçek. O çiçegi kim getirecek adamın güzleri başlarmiş gürsün. Adam da diveri çucuklarına. Büyük çucugi diy:
-Ben gidecim o daga, hazır etsinler atımi.
Çocuk ta çikay yola geçey sikis dag, yetişi dokzunci daga güri bir koca adam. Koca adam soray:
-Ne zor getiri seni buriye?
Bu da divermiş hep babasiçin. Koca adamın elinde varimiş bir dimir, isla demiş, haçan istisin gidesin o eve git ama ne duyarsen sen arkana bakma. Eger dünersen arkaya, taş olursun. Çocuk ta; bakmam demiş. Baglay bigirini o dimire, açan yetişi hem giri içiri duymiş annesinin sadasını, birden dünmiş arkaya hem taş olmiş. O dimir olmiş koca adam. Babasi kardaşlari bekleyler çucugi dünsün ama bu dünmiy geriye. Bir gün ortanci kardaş demiş:
-Ben gidecim, bakam ne oldi kardaşima.
Haçan yetişi dokuzunci daga, ona da çikay o koca adam hem veri o dimiri hem diy:
-Nasıl sesler duyarsen, arkaya çevrılma.
Bu da almış dimiri hem gitmiş. Haçan yetişmiş o eve, baglamış bigirini o dimire, girmiş içeri, duymiş annesinin ve babasının sadalarını, ama arkaya bakmamiş. Haçan duymiş kardaşının sadasını düney arkaya hem o da taş olmiş. Babası bekliy çocuklarıni, hiçbirisi dünmiy. Bir gün da en küçük çucuk demiş:
-Ben gidecim, ariyem kardaşlarımı.
Babasi:
-Olmas çocugum, ben kaybettim ikisini, istemem seni da kaybedem.
Bu çucuk demiş:
-Ben dünecim geriye.
Çikay yola, nevakit geli dokuzunci daga gene bunun da ününe çikay o koca adam, ona da aynı lafları diy hem veri o dimiri. Çocuk yetişi o eve, bigirini baglay o dimire, giri içeri duyay çişit çişit sadalar, amma bakmay geriye. Yetişi bir sobaya. Sobanin bir tarafında aslan bir tarafında keçi. Aslanin ününde varimiş ot, o keçinin ününde et. Bu da değiştirmiş eti, vermiş aslana, oti keçiye. Haçan gidiy da ileri, güri kraliçe uyumiş. Çok güzel imiş. Bu almiş bülbüli hem çiçegi, kraliçenin parmagından da yüzügi, eney aşiye, hem hep o insanlar ne olmişler taş oliyler gene insan. Haçan oyani kraliçe güri yüzük yok elinde, bülbül yok, hem arslana demiş:
-Git o insani bul ne almiş yüzügümi hem üldür.
Arslan demiş:
-Yok, yapmam, sen bütün zaman bana hep ot verdin, a o bir kerek geldi hem et verdi. Bunlar hepsi kaçmişler, kaçarken koca adam demiş:
-Saklanin bayni yerde zarem kraliçenin vardir ati ne uçay.
Bunlar da saklaniler bir taşin arkasında, kraliçe aramiş bunlari bulamamiş. Bunlar da yetişiler evlerine, yikamişler babasinin yüzüni o çiçeklen, hem başlamiş gürsün. Tam ovakit yetişi bu kraliçe hem evleni o küçük çocuklen. Kirk gün kirk gece dügün yapaylar. ... (Kalkandelen)

aşi(ye): aşağı(ya); ayaktaş: arkadaş; bayni: bazı; bigir: beygir; buri(ye): bura(ya); çişit: çeşit;
çucuk: çocuk; da: daha; dimir: demir; divermek: deyivermek; dünmek: dönmek; gürmek: görmek;
enmek: inmek; gürmek: görmek; güz: göz; haçan: ne zaman; isla: iyi; kerek: kere; kor: kör;
ortanci: ortanca; oyanmak: uyanmak; sikis: sekiz; soba: oda; ün(ünde): ön(ünde);
üldürmek: öldürmek; yog(imiş): yok (imiş); zarem: zira


Makedonya Türkleri’nce söylenen masallarda rastlanılan diğer bir kültürel motif; sayısal değerlerin çoğunlukla üç ve kırk, bazen de kırk bir ile ifade edilmeleridir.

“Devlet Kızi hem Gurbet Çocugi” Masalı’ndan
... Bu çocugi gürür devledın kızı hem aşigolur, niçin bu çocuk imiş çok yakışıkli. Der:
-Kaç paredır bu şeykerler?
Çocuk demiş:
-Üç lira.
Kıs verır üç lira hem der:
-Dağıt şeykerleri maksımlara.
...
... Açar pencerey üç kerek, atar bir sırça su, atar bir gül hem konuşmas. ...
...
... Kıs alır üç yük altın, miskler, kokilar; giderler çocugun evıne. Yaparler kırk gün kırk gece dügün.
... (Vrapçişte)

aşig(olmak): aşık (olmak); gürmek: görmek; kerek: kere; kıs: kız; koki: koku; maksım: küçük çocuk;
pare: para; sırça: cam bardak; şeyker: şeker

“Üç Kardaş” Masalı’ndan
...
Kuş demiş:
-Peki, ben seni gütürürüm, ama kırk koç em kırk furun ekmek bana temin edesın. Er nevakıt agzımi açacim, bir koç em bir ekmek agzıma koyasın.
...
... Kelçe şimdi bir incicide kalfa olur. Padişaha istedıgi incileri o yapabilır, demiş ustasına. Ama kırk mum, kırk oka boza ve kırk kilo kikirik aramiş ondan. ...
... (Ohri)
em: hem; er: her; furun: fırın; gütürmek: götürmek; oka: hokka


“Gülperyanım Gülperyanım” Masalı’ndan
...
... Akşam oli, kız yatar. Kuş gene pencereye gelir ve dey:
-Seni annem benim sobama koydi ama anneme de ki; isterse ben kurtulam, kırk bir paçavra alsın, onlari baglasın ve çüzsün ve yaksın. Ben o vakit kurtulurum.
... (Üsküp)
çüzmek: çözmek; soba: oda

KAYNAKÇA

*Bilkan, A. F. (2001). Masal Estetiği. İstanbul: Timaş Yayınları.
*Hafız, N. (1989). Makedonya Türk Halk Edebiyatı Metinleri. İstanbul: Anadolu Sanat Yayınları.
*Oğuz, M. Ö. (2008). Masallar. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları.

Makedonya Türkleri Anonim Sözlü Halk Edebiyatı- NİNNİLER

Özgür Medya'nın yazarı Fatmagül'un araştırması.

Ninniler, Sözlü Halk Edebiyatı’nın en eski türlerinden biridir. Genellikle; hece ölçüsüyle, belirli bir kafiye ve ahenkle, dörtlükler halinde söylenir. Dili sadedir. Temel olarak, çocukları uyutmak ve eğlendirmek içindir. Hemen hemen her ninni; başında ve/veya sonunda bir takım nida, hitap ve terennüm unsurları içerir.

Ninni kelimesi, Türkiye’de ve diğer Türk boyları arasında, değişik şekillerde kullanılmaktadır. Makedonya Türkleri’nce söylenen ninnilerde, nini-ninni kelimesinin yanısıra, nina-ninna ve nani-nanni biçimlerine de rastlanılmaktadır.

Ninna ninna ninnaca
Yumurtali pogaça
Pogaçanın içi yok
Hasan’çenın dişi çok (Gostivar)

Nanni mi nanni mi nanisi var
Bebeğimin uykisi var
Uyuyacak bebeğim ninni
Nanni mi bebeğim nanni
Uyuyasın da büyüyesın (Radoviş)

Ninniler, çoğunlukla, kısa ve dörtlükler halindedir. Ancak; kıtalar beş veya altı mısradan da oluşabilir.

Beşlik
Dandin dandin dan ister
Pekmez yemez bal ister
Yayan gitmez payton ister
Eşeğe binmez at ister
Ninni ninni ninni ninni (Üsküp)
payton: fayton


Altılık
Dan dan danlari
Yanar altın mumlari
Güzel olsun çocuğumun
Sunetlık rubalari
Şirin olsun çocuğumun
Güveylık rubalari (Ohri)
sunet(lik): sünnet(lik)

Ayrıca; az sayıda olmakla birlikte; üç mısralı veya yedi, sekiz ve on üç mısralı örnekler de vardır.

Üçlük
Dandili dandili dan kuşi
Çocuğumun vardır annuşi
Lokum getirsin babuşi (Gostivar)
annuş: anne; babuş: baba

On Üçlük
Dandili dandili dandili
Medresenin kandili
Aya Sofiya’nın bülbüli
Kaşlari kudret kalemi
Gözleri göğem danesi
Burni buhum kokusi
Ağzi şeker hokkasi
Dili Kâbe hurmasi
Dişleri pirinç danesi
Gerdani Pazarcik yoğurdi
Anasi bu çocuği doğurdi
Keşke doğursa iki dane
Mahlede olsa sekiz dane (Ohri)
Aya Sofiya: Aya Sofya; dane: tane; mahle: mahalle

Dörtlükler halinde söylenen ninniler, genelde, yedili veya sekizli hece vezniyle söylenir.

(7 hece) Ay dandana dandana
(7 hece) Dana girmiş bostana
(7 hece) Kes bostancı danayi
(7 hece) Yemiş bizim lânayi (Üsküp)
lâna: lahana

(8 hece) Ay dan kuşi dan kuşi
(8 hece) Babasi efendi kişi
(8 hece) Uyur büyür oğlum ninni
(7 hece) Mektebe gidecek holli (Üsküp)


Ancak; uyumsuzluk, dize sayısında olduğu gibi, hece ölçüsünde de görülmektedir.

(6 hece) Ninni yavrum ninni
(8 hece) Uyusun büyüsün olli
(9 hece) Tatlilansın semırsın ninni
(8 hece) Okula gidecek olli (Üsküp)

(8 hece) Nini nini ninalarda
(9 hece) A pişi pişi pişalarda
(8 hece) Alalarda lülalarda
(10 hece) Koymuşum çocuğumu uyusun
(6 hece) Uyusun büyüsün
(6 hece) Haçan kalk sabalen
(7 hece) Mis kokarak yürüsün (Gostivar)
haçan: ne zaman; saba(len): sabah(leyin)

Makedonya’da söylenen ninniler, genelde, mâni biçiminde (aaba) veya mesnevî tarzında (aabb) kafiyelenmiştir.

(a) Eylık sağlık sana yağı
(a) İsi somun tere yağı
(b) Açın kapi ben alacim
(a) Çöyçenin ayağını (Ohri)
al(mak/acim): al(mak/acağım); çöyçe: küçük erkek çocuk; eylık: iyilik; isi: ısı, sıcak

(a) Ninni ninni ninnisi
(a) Hasan’çenın var uykusi
(b) Uyusun Hasan’ım uyusun
(b) Büyüsün Hasan’ım büyüsün (Gostivar)

Bunların dışında; aaaa, aaab ve abcc kafiye düzenlerinde de örnekler görülmektedir.

(a) Nini dedim uyusun
(a) Kuzu gibi büyüsün
(a) Pati pati yürüsün
(a) Babasına gitsın (Üsküp)

(a) Asmada kurdum salıncak
(a) Eline verdım oyuncak
(a) Tısmadi vurdum yumrucak
(b) Nanni dedım uyudu evladım (Radoviş)

(a) Tumbur tumbur tumburica
(b) Degırmencinın karisi
(c) Kuri üzüm devşirir
(c) Felek nazar getirir (Gostivar)
kuri: kuru


Makedonya Türkleri tarafından söylenen ninniler, konu bakımından, şu şekilde tasnif edilebilir: Dinî, kutsî, fikrî mahiyette olan ninniler; efsane ve ağıt türünde olan ninniler; dilek ve temenni ifade eden ninniler; sevgi ve alâka ifade eden ninniler; ayrılık ve gurbet ifade eden ninniler; vaat içeren ninniler; tehdit ve korkutma mahiyetinde olan ninniler.

Dinî, Kutsî, Fikrî mahiyette
Ninni dedım uyuttum
Holli dedım kaldırdım
Hak yoluna gönderdım
Hak yolunda bir bunar
Ne içilır ne donar
Ninni yavrum ninni
Uyusun yavrum holli (Üsküp)
bunar: pınar


Dilek ve Temenni ifade eden
Nanni nanni oğlum
Uyusun da büyesın
Mektebe çabuk gidesın
Okasın doktor olasın
Anani ilaçlasın (Konçe Köyü / Radoviş)
büyümek/büyesin: büyü(mek/yesin); ilaçla(mak/sın): ilaçla(mak/yasın); okumak/okasın: oku(mak/yasın)


Sevgi ve Alâka ifade eden
Nina dedim ninası
Vardır yavrumun uykusu
Nina dedim ninadan
Hak bağışlasın Yaradan
Okşar üpelim alnından (Üsküp)
üpmek: öpmek


Vaat içeren
Dandili dandili dan kuşi
Çocuğum binmez yokuşi
Güzel kuşun yuvasi
Çikolata getiri babuşi (Gostivar)
babuş: baba


Tehdit ve Korkutma mahiyetinde
Gelme kuta gelme
Pencereden girme
Uyuyacak çocuğum
Büyüyecek çocuğum
Doğru yollar yürüyecek
Benim güzel çocuğum
Nanni nanni (Üsküp)
kuta: köpek


Makedonya Türkleri’nce söylenen ninniler, konu ve şekil bakımından, Türkiye’deki örneklerle büyük benzerlikler göstermektedir. Benzerlik en çok ilk dizelerdedir. Diğer dizeler ise; söz yazarına yani anneye bağlı olarak değişmekle birlikte, aynı ritmi devam ettirir.

Dandili dandili danali bebek
Elleri süsli kınali bebek
Yayan yürüyemes payton ister
Benım küçük evlâdım
Büran’ım uykular ister (Gostivar)
payton: fayton; süsli: süslü
Dandini dandini danalı bebek
Elleri kolları kınalı bebek
Benim oğlum nazlı bebek
Uyusun yavrum ninni (Anadolu)

Dandili dandili dastana
Dana girmiş bostana
Kov bostancı danayı
Dana yedi lâhnayı
Lâhnayı yerse içini yok
Çocuğumun dişleri yok (Gostivar)
lâhna: lahana
Dandini dandini dasdana
Danalar girmiş bostana
Kov bostancı danayı
Yemesin lahanayı
Lahanayı yemez kökünü yer
Benim oğlum lokum yer
Uyusun da büyüsün ninni
Tıpış tıpış yürüsün ninni (Anadolu)

Anonim ninnilerin yanında, ninnilerden esinlenerek şiir yazan kimi şair ve yazarların taklidî ninni örnekleri de yazılı edebiyatta yer almaktadır.

*Ninniler ninniler cömert ninniler
Ninniler düş verir tüm çocuklara
Ninniler ninniler sıcak ninniler
Ninniler malıdır tüm çocukların
*Anam söylesin haydi bir duyun
Anam söylesin haydi bir duyun (Necati Zekeriya / Ninniler – Türkçe Yayımlar Kurumu, Üsküp 1973, s. 5)

Ninni yavrum saçını ben öreyim
Ninni yavrum yüzünü ben göreyim
Ninni yavrum yüzüne düş vereyim (Necati Zekeriya / Ninniler – Türkçe Yayımlar Kurumu, Üsküp 1973, s. 7)


KAYNAKÇA

*Hafız, N. (1989). Makedonya Türk Halk Edebiyatı Metinleri. İstanbul: Anadolu Sanat Yayınları.
*Hasan, H. (2008). Makedonya Türklerince Söylenen Türküler. Ankara: AKDTYK Atatürk Kültür Merkezi Yayınları.
*Yardımcı, M. (Kasım 1998). Kıbrıs ve Diğer Türk Ülkelerinde Ortak Ninni ve Tekerlemeler. 2. Uluslararası Kıbrıs Araştırmaları Kongresi [Bildiri], Gazimağusa.
*Yardımcı, M. (Ocak 2005). Batı Trakya Türkleri Halk Edebiyatı ve Türk Dünyası Folkloruna Mukayeseli Bir Bakış. 1. Uluslararası Batı Trakya Türkleri Araştırmaları Kongresi [Bildiri], Münih.

Makedonya Türkleri Anonim Sözlü Halk Edebiyatı-TÜRKÜLER

Özgür Medya'nın yazarı Fatmagül'un araştırması.

Türküler, Türk Halk Edebiyatı’nın en zengin türlerinden biridir. Her türkü, belli bir ezgiye sahiptir. Çoğunlukla; üçer ya da dörder dizeli bentler ve her bendin sonunda tekrarlanan nakarat dizelerinden oluşurlar. Ölçüleri; yedili, sekizli veya onbirli hece ölçüsüdür. Türkülerde; bireysel veya toplumsal olaylar konu edilir, çeşitli duygular dile getirilir.

Makedonya Türkleri’nce söylenen türkülerin çoğu şekil bakımından düzenli türkülerdir. Bu türküler, bentlerindeki ve nakarat bölümlerindeki dize sayısına göre, değişik şekillerde gruplandırılabilir.

Bunların içinde, sayıca en çok olanlar bentleri dört dizeli olanlardır.

Bent: Dört Dize - Nakarat: Bir Dize
Yedi vagon geliyor
Bir denk un için
Yaktilar pişırdiler
Biraz su için
Ah gençliğim eyvah
... (Kalkandelen)

Bent: Dört Dize - Nakarat: İki Dize
Lamba da şişesıs yanmaz mı
Cicim bana yâr bulunmaz mı
Ben bu dertten ölürsem
Cicim beni acıyan olmaz mı
Alamadım kaşleri kareye
Süremedım zevk ile sefaye
... (Struga)
şişe(sıs): şişe(siz)

Bent: Dört Dize - Nakarat: Üç Dize
Karanfil oylum oylum
Geliyor selvi boylum
Selvi boylum gelinces
Tes olur benim gönlüm
Vay benim efendim efendim
Sari lira vireyim vireyim
Kol kola gideyim ben o kizi alayim
... (Struga)
kiz: kız; tes: tez; virmek: vermek

Bent: Dört Dize - Nakarat: Dört Dize
Ah hep güzeller aller giymiş
Ben de giysem kareler
Ah yüreğimde vardır benim
Vardır türlü yareler
Lokman gelse o bulamaz
Bu derdime çareler
A dilber aşkın pek fena imiş
Beni mecnun eyledi
... (Üsküp)
al(ler): al(lar); kare: kara; yare: yara


Bazılarında; dördüncü dize genişleyerek nakarata dönüşebilir.

*Şadırvan olsam akayım
Daim yollara bakayım
Sinem dağları yakayım aman (2)
Yakacak ben mi bulundum
Hem hasretlik hem gurbetlik
Çekecek ben mi bulundum
*Bak şu feleğin işine
Ayırdı aldı eşim(e/i) aman (2)
Verecek ben mi bulundum
Hem hasretlik hem gurbetlik
Çekecek ben mi bulundum
*Bak şu feleğin oynuna
Menekşe takmış boynuna aman (2)
Kokacak ben mi bulundum
Hem hasretlik hem gurbetlik
Çekecek ben mi bulundum (Üsküp)

Bazılarında da; son dize nakaratın yerini alır ve her bentten sonra tekrarlanır.

*Ben mi dedim sana güzel olasın hey
Olasın da benim gönlümü alasın hey a canım
Benden bulmayasın Hak’tan bulasın hey
Bir güzelden yadigârdır bu sevda hey a canım
*Aşk dediğim bir ateşten gömlektir hey
Başımıza dönen çarkı felektir a canım
Ele çirkin bana huri melektir
Bir güzelden yadigârdır bu sevda hey a canım (Üsküp)

Bunların dışında; koşma şeklinde düzenlenen türküler vardır. Bu türkülerde, bendin dördüncü dizesi anlam bakımından üçüncü hatta daha önceki dizeye benzer. Ancak; bentlerin son dizeleri arasındaki kafiyelerin değişmesi gibi, sözleri de değişir.

*Bir evler yaptırdım sazdan samandan
İçıne girılmez tozdan dumandan
Bir pınar kazdırdım urgan yetişmez
Sağuktur sulari bir tas içilmez
*Bir evler yaptırdım Vardar’a karşi
Giyindim kuşandım akşama karşi
Bir yüzük yaptırdım olmaz taşından
Değil miyim be efendim güzeller başi (Üsküp)
olmaz: elmas


Bentleri üç dizeden oluşan türküler, dördüncü dizeleri düşmüş ve yerlerine nakaratlar gelmiş koşmalardan meydana gelmiştir.

Bent: Üç Dize - Nakarat: Bir Dize
Bulut gelir sehariyle
Her bir çiçek bahariyle
Herkes sarılmış yâriyle
Yağma yağmur esme deli rüzgâr yârım yoldadır
... (Üsküp)
sehar: seher

Bent: Üç Dize - Nakarat: İki Dize
Sarı zeybek şu dağlara yaslanır
Yağmur yağar silahları ıslanır
Bir gün olur deli gönül uslanır
Yazık olsun telli doru şanına
Eğil bir bak mor cepkenin kanına
... (Valandovo)

Bent: Üç Dize - Nakarat: Üç Dize
Düz yola çıktım dümen bozuldi
O dümen bana hayıra çıkmadi
O güzel Halim suda boguldi
Dedım be Halim sakın sen gitma
O hayin sudur sakın aldanma
İki yavrun var sen yetim bırakma
... (Gostivar)
hayin: hain

Bent: Üç Dize - Nakarat: Dört Dize
Saadi var beş liralık
Kendisi etmes beş paralık
Ben yanında beş bin liralık
Yandım yâre
Bana bir çare
Lâyik miyim
Ben bu ihtiyâre
... (Üsküp)
et(mek/mes): et(mek/mez); lâyik: lâyık; saa(t/di): saa(t/ti)

Bentleri iki dizeden oluşan türkülerde ise, son dize yerine, son iki dize düşmüştür.

Bent: İki Dize - Nakarat: Bir Dize
Pencereden kar geliyor
Ardıma baktım yâr geliyor
Yâr aman aman kız aman aman of
Terzi de kolların kırılsın
Yelek te bana dar geliyor
Yâr aman aman kız aman aman of
... (Doyran)

Bent: İki Dize - Nakarat: İki Dize
Kotine’m kıs al kemanemi al çal
Bakalım çalmak ta bilmes
Esmer güzel Kotine’m doldur içelim
Ah yol ver geçelim
... (Struga)
bil(mek/mes): bil(mek/mez); kıs: kız

Bent: İki Dize - Nakarat: Dört Dize
Arabanın tekerlegi mor boya malım mor boya
Sarılalım sarmaşalım boy boya malım boy boya
İleri küçük hanım kalma geri vay vay
Dayanamam dokunacak sözleri vay vay
Hızli vurur Ohri kızi zilleri vay vay
Etekleri sürüniyor yerlere vay vay
... (Ohri)

İki dizeli bentlerden meydana gelen türküler arasında nakaratsız olanlar da vardır ve bunlar sayıca en çok olandır.

*Bu tomofil Celo Aga benzinsız gitmez
Şehit oldu Celo Aga toprak çürütmez
*Rafta koydum hanım anne gümüş kaşigıni
Makinede vurdiler Celo aşigımi
*Çiktım süpüriyım avli yandım dumandan
Kim ayırdi Celal’dan ayrılsın imandan
... (Gostivar)
avli: avlu; tomofil: otomobil

Bunların dışında; bentleri beş dizeden oluşan türküler de bulunmaktadır. Bu türküler; çoğunlukla, üç ya da dört dizeli örneklerden, dizelerin bölünüp beşinci dizeyi oluşturmasıyla ortaya çıkmıştır. Çok az sayıda olanı bu şekilde oluşmamıştır.

*Kıyma bana güzelim
İşte seni seven benim
Senin aşkından ülecim
Günah ise gönül çekmek
Emredersen ben üleyim
*Kıyma bana güzelim
Güzeller içinde teksin
Biliyorum en sonunda
Sen beni öldüreceksin
Kıyma bana güzelim (Ohri)
ül(mek/ecim): öl(mek/eceğim)

*Merdüvenden ayak ayak inerken
Eşkiyaler tutti dönerken
Bakın bakın dostlar
Agalerim yok midir benim
Bakın bakın dostlar
*Yarelerim çok midir benim
Sari çamdan tabudumi oysunlar
Genç Abdremen Â’yi koysunlar
Mezarımi (aman) derin kazın dar olsun
Etrafında lâle zümbül var olsun (Radoviş)
Â(’yi): Ağa(’yı); merdüven: merdiven; yare: yara; zümbül: sümbül

Düzenli türküler arasında yer alan bir tür olan mâni biçimindeki türküler, sayıca çok olan türkülerdir. Bu tip türkülerde; bentler herhangi bir türküde kullanılabilir biçimdedir, aralarında değişik şekillerle birleşirler. Bentleri birbirine bağlayan en önemli unsur ezgidir. Nakaratlarsa her yeni örnekte değişir. Bu gruptaki türkülerin büyük bir kısmında hece uyumsuzluğu, bazılarında da kafiye tutarsızlığı görülür.

*Bu dağlar uzun dağlar
Etekleri buz dağlar
Yârim askere gider
Kalbim durmadan ağlar
*Yüreğimde bu acı
Yok mu bunun ilacı
Giymek nasip olmasa
Bize evlilik tacı
... (Gostivar)

*Arzı’yı suya yolladım
Vardım kendim doldurdum
Dolu deyi kaldırdım
Kol baylerimi çaldırdım
*Kar yavar Arzı tulup tulup
Bınar başı kuytuluk
Kol bayımı bulana
Arzı kız kendi muştuluk
... (Doyran)
bay(lerimi): bağ(larımı); bınar: pınar; deyi: diye; yavmak: yağmak

Bunların yanısıra; şekil bakımından düzensiz olan türküler de vardır. Bu düzensizlik hece ölçüsünde ve kafiyelerde görülür. Bununla birlikte; metinlerin bentlere ayrılmadığı örneklere de rastlanır.

*Metin olur şu ovanın bostanı
Şimdi de giyer dolma da boylu
Ase moda fustanı
...
*Metin olur şu derenin inciri
Ben kıyamam dolma da boylu
Urayım boynuma zinciri
...
*Bahçelerde onar taze meyvalar
Kız senin aşkına tuttu beni
Kara sevdalar (Kurthamzalı Köyü / Doyran)
ase: hasse; fustan: fistan; urmak: vurmak

Üç kuş idim gezerdim her gün heyvade
Zalim avci vurdi beni koydi tevade
Yavrularım yetim kaldi ayle yuvade
Heyvade turna sesi gelir kınadi burma
Agzi dolu yem şekerli urma
Hurmada hurma duman çikmiş daglar başına
Heniz girmiş on üç on dört yaşına
Yazılmiş ferman gelir düşman elinde
Aç kapiyi Safet Hanım ben gelirim
Masada kâtip yanlış yazmiş
Aç kapiyi Safet Hanım ben gelirim (Ohri)
aylemek: ağlamak; heniz: henüz; heyva: hava; kına(t/dı): kana(t/dı); teva: tava; urma: hurma


Ayrıca; diyaloglu türkü metinlerine de rastlanmaktadır.

-Ben bir köylü kızıyım
Davar inek sağarım
Çıktım yolun üstüne
Çobanımı ararım
-Burda mısın köylü kızı
Ben de seni ararım
Arayım da bulamazsam
Gözyaşıyle ağlarım
... (Valandovo)

-Kızım kızım Rahime kızım
Gel vereyim seni kızım
Çoban olana
-Anam be anam ben varamam ona
Onun vardır koyunları
Sağdırır bana
...
-Kızım kızım Rahime kızım
Gel vereyim seni kızım
Kâtip olana
-Anam be anam ben varamam ona
Onun vardır kitapları
Okutur bana
...
-Kızım kızım Rahime kızım
Gel vereyim seni kızım
Sarhoş olana
-Anam be anam ben vardım ona
İçer rakı şarabı
Sarılır bana (Kocacık Köyü / Debre)

Makedonya’da söylenen türküler, konu bakımından, Türkiye’deki türkülerle aynı özellikte olmakla birlikte kimi farklılıklara da sahiptir. Buna göre; Makedonya Türkleri tarafından söylenen türküler, konularına göre şu şekilde sınıflandırılıp örneklendirilebilir.

Aşk Türküleri:

Aşk türküleri, sayıca en çok olandır. Bu türküler; lirik şiirin en eski örneklerini oluşturur. Zamana karşı dayanıklı, uzun ömürlüdürler. Hem özlerini muhafaza eder, hem de yeni örnekler verirler. Değişmelere açıktırlar.

Bu türkülerde, esas olarak, genç kızla delikanlı arasındaki aşk dile getirilir. Bu aşkın hissettirdiği coşkulardan, arzulardan, heyecanlardan bahsedilir.

Elâ gözlerin gördüğüm akşam
Çay kenarında gezdim doya doya
Aşk dolu kalbini kalbim o akşam
İşledim aşk teliyle ipek oya
... (Üsküp)

*İpek kuşak beldedir
Yarı ucu yerdedir
Kaza be kaza gezdim
Gene gönlüm sendedir
*Tabakamda tütün yok
Akıl başta fikir yok
Kaza be kaza gezdim
Senin gibi dilber yok (Kocacık Köyü / Debre)

Günderdım yârima bir gümüş kaşık
İçinde yazdırdım sevdalı âşık
Alsana be sevdığım
Başka ne lazım alsana be sevdığım
Günderdim yârima bir güzel (altından) kutu
İçine doldurdum meyvaî koku
...
Karadır kaşları benzer kemane
Güzelsin be yârim yoktur beane
... (Zdunye Köyü / Gostivar)
beane: bahane; gündermek: göndermek

*Şu karşiki dagda of aman aman yayla çimeni (2)
Güvercin bakışli yârim
Gözleri sürmeli
*Avada uçanlar of aman aman bir yere iner mi (2)
Verilen muhabet yârim
Geriye düner mi
*İnsan sevdiğini alır of aman aman hiç böyle üzer mi (2)
Baygın bakışlarına yârim düşmüştür gönlüm
Güzel gözlerine eşim yanmiştır canım
... (Ohri)
ava: hava; dünmek: dönmek; muhabet: muhabbet

Day başında ocak ocak aylemekten gelirim
Kaybettim nazli yârimi aramaktan gelirim
Kaç be dilber kaç karşimdan yakar ateşim seni
Er olan meydana çıksın kim sever yosma(m) seni
...
Endım yârin bahçesine gül kopardım kokmaya
Gül dikenden ayrılıyor yâr başına takmaya
... (Konçe Köyü / Radoviş)
aylemek: ağlamak; day: dağ; en(mek/dım): in(mek/dim);

*Bene n’oldi ben bilemem
Eski alım iç göremem
(Şu sevdaya sabredemem)
*Bu sevdadan vazgeçemem
(Seni sevdım terk edemem)
Güzelim bene n’oldi ben bilemem (Radoviş)
al(ım): hal(im); bene: bana; iç: hiç

Ayrılık Türküleri:

Türküler arasında, ayrılık motifini işleyen örnekler çok yaygındır. Bu gibi türkülerde, ayrılık nedeni askerlik veya gurbettir. Ancak; çoğunda, bu neden açık olarak belirtilmemiştir. Konu birliği yoktur.

Askerlik türkülerinde, askerlikten de bahsedilmekle beraber, askere gitmekten doğan ayrılıklar başlıca temayı oluşturur. Bunlar çoğunlukla lirik türkülerdir ve bu türküleri çoğunlukla askerler söyler.

*Potin bagım çüzüldi
Bagla sevdıgım bagla
Ben askere giderim
Agla sevdıgım agla
... (Ohri)

*Hükümetten çarıldım
Aman asker adıni yazdırdım
Kör olaydın be askerlık
Can cigerden ayırdın
Yazık olsun be askerlık
Can cigerden ayırdın
... (Ohri)
çarılmak: çağrılmak

*Karadeniz her tarafı mitelez
Miteleze dum dum da kurşum atarız
Ah askerlik şimdi da büküyor belimi belimi
A evde da braktım telli da pulli gelini
... (Kalkandelen)
brakmak: bırakmak; kurşum: kurşun

*Yüriyelim ileriye
Atlayalım dağ tepe
Patladalım bombalari
Şan verelim er yere
*İntikam alamasek
Türklik bize nafile
Madam böyle ep kardaşlar
Ep verelim el ele
*Ep verelim el ele
Koşalım Rumeli’ye
Sıstıralım baykuşlari
Yeter oldi velvele (Radoviş)
ep: hep; er: her; madam: madem; sıstırmak: susturmak; Türklik: Türklük


İçlerinde, diyalog şeklinde olanları da vardır. Bunların bir özelliği; türkünün tamamının diyalog şeklinde devam etmemesi, bir kısmının monolog olarak söylenmesidir. Bu tür türkülere Türk Edebiyatı’nda çok az rastlanır.

*Sıra sıra kavaklar
Bizi analar ağlar
Dizar cennet görmesinler
Bizi asker alanlar
*Kaleden endırdiler
Paytona bindırdiler
Üç günlük güveyi idım
Oy askere gönderdiler
*Kaleden enişelım
Koç gibi dügüşelım
Aç be yârım yorgan katıni
Bayramda görüşelım
*Kalenin ardı bunar
Soksam elımi donar
Ni kız kaldım ni de gelin oldum
Ona yüregim yanar (Ohri)
bunar: pınar; dügüşmek: döğüşmek; endırmek: indirmek; ni: ne; payton: fayton

Ayrılık türküleri arasında, gurbet türküleri oldukça fazla sayıdadır. Bu türkülerde, gurbete daha çok sevgilinin aşkı yüzünden düşülmüştür.

*Gidin bulutlar gidin
Yârime selam edin
Yârim uykuda ise ey aman aman (2)
Uykiya hikram edin (2)
Çiniye kestim narı
Aylerim nazlı yârı
Gurbet ele yollamışım ey aman aman
Kıvırcık saçlı yârı
Yırak yola yollamışım ey aman aman
Kınalı saçlı yârı
... (Pırnalı Köyü / İştip)
aylemek: ağlamak; hikram: ikram; yırak: ırak

Yıldız dağı işte geldim yanına
Bir teselli versene garip canıma canıma
Salıver gideyim nazlı yârıma
Ülker yıldız niçin kalkmaz dumanın dumanın
Dertli yıldız niçin gitmez ateşin merakın
Namlı da namlı yükseklerde karın var
Alçağında mor sümbüllü bağın var
Şimdi duydum benden başka yârin var
Ülker yıldız niçin kalkmaz dumanın dumanın
Dertli yıldız niçin gitmez ateşin merakın (Üsküp)

*Bir of çeksem karşıki dağlar yıkılır
Bugün posta güni canım sıkılır
Sıkılır aman aman aman
*Ellerin mektubu gelmiş okunur
Benim yüreğime ancer sokulur
Sokulur aman aman aman
... (Çalıklı Köyü / Valandovo)
ancer: hançer


Ayrılık nedeni belli olmayan türküler de sayıca büyük bir çoğunluğu oluşturur. Bu gibi türkülerin söylenmesine asıl sebep aşk duygularıdır. Duyguları gizleme eğilimi ifadeye mecazi bir anlam kazandırmıştır. Ayrıntıdan çok genele önem verilmiştir.

*Dağlar dağlar viran dağlar
Yüzün güler kalbin ağlar
Gidın sorun niçin ağlar
Yâri gitmiş on’çin ağlar
... (Pırnalı Köyü / İştip)

*Ayrılık ateşten bir ok
Nazlı yârden hiç haber yok
Benim derdim herkezden çok
Ben nasıl yanmayayım dağlar dağlar dağlar dağlar oy
... (Ohri)
herkez: herkes

Ayrıldım gülüm senden
O kare gözlerinden
O kare gözlerinden aman
Sırmalı saçlarından
...
Mektüp saldım kaladan
Dallar kopmiş aradan
Bize asretlık düşti aman
Kauştursun Yaradan
... (Struga)
asret(lık): hasret(lik); kala: kale; kare: kara; kauşturmak: kavuşturmak

*Annem annem canım annem
Südünü bana ellal eyle
Etmem oğlum etmem ellal
Sen beni bırakırsın gidersin
Anne südü sana haram
Niçin ellal istersin
...
*Yâr mendili al elimden
Çıkıp giderim evimden
Eysik ziyade ellal eyleyin
Ya gelirim ya gelemem (Bayrambosu Köyü / Valandovo)
ellal: helal; eysik: eksik

Tarihî Türküler:

Tarihî konularla ilgili türküler, tarihî olaylara ya da kişilere bağlıdır. Bu türkülerde, sanatsal bir ifade içinde verilenler tarihî gerçeklere uygun olarak ele alınır.

*Karadeniz akmam diyor
Etrafımi ikmam diyor
Ben Tuna’yi bırakmam diyor
Üs bin kafir gelmiş olsa
Ben Plevne’den çıkmam diyor
...
*Ançerıni saldım taşa
Taş ayrıldi baştan başa
Kor olaydın Osman Paşa
Askerıni dağıttın dağlen taşa
...
*Çadırımın ipi yerde
Üstümüzde yeşil perde
Urun evlatların urun
Umudumuz yok geride (Struga)
ançer: hançer; ikmak: yıkmak; kor: kör; urmak: vurmak; üs: yüz

*Çanakkale içinde vurdular beni
Kefensiz mezara koydular beni oof gençliğim eyvah (2)
*Atma be kafir Yunan atma aman pişman olursun
Kanımıza dokunmadan aman kurban olursun oof gençliğim eyvah (2)
...
*Çanakkale içinde sıra sıra süğütler
Altında yatıyor arslan yiğitler oof gençliğim eyvah (2)
... (Pırnalı Köyü / İştip)
süğüt: söğüt

Şıpka’nın içinde (agom) sıra sügütler
Baş başa durmiş (agom) yatır şehitler
Şıpka’ya gidenler (agom) ep baba yigitler
Kanın yerlere damlasın Şıpka gâuri
İsmin yerlere batsın Moskof’ın krali
... (Radoviş)
ep: hep; gâur: gâvur; sügüt: söğüt; yat(mak/ır): yat(mak/ar)

Yergi Türküleri:

Hoşnutsuzluk ve kanunlara, geleneklere karşı öfke türkülerde sık rastlanan konulardır. Bu türküleri ortaya çıkaran en büyük sebep sosyal farklılıklar ve bunların doğurduğu engellerdir. Bu türkülerde; güldürü hedef değil, haksızlığı ortaya çıkaracak bir araçtır. Çoğunda, ne sebeple eleştiri yapıldığı belli değildir.

*Kaynanan suya gider
Paçası sokak siler
*Paçasından utanmaz
Oturmuş gelin düzer
Paçasından utanmaz
Oturmuş gelin düzer
*Kaynananın dilleri
Öldürür gelinleri
*Çatla da patla kaynana
Gel iki gözüm kaynana
Çatla da patla kaynana
Gel iki gözüm kaynana
... (Radoviş)

*Samanlık dolu saman samanlık dolu saman
Uyu efendim aman uyu efendim aman
On beş lira sarf ettim on beş lira sarf ettim
Görüşmemiz ne zaman görüşmemiz ne zaman
*Arpalar ekıldi mi arpalar ekıldi mi
Sevda bizi buldi mi sevda bizi buldi mi
Bir top kumaş yolladım bir top kumaş yolladım
Beyın babasi duydi mi beyin babasi duydi mi
... (Ohri)


Eşkıya Türküleri:

Diğer türkülere nazaran, bu tür örneklerin sayısı azdır. Bu türkülerde; insanların eşkıya olma sebeplerinden ziyade, genellikle özel kin nedeniyle yapılan savaşlar konu edilmiştir.

*Hayden geldim
Kuru çeşmenin taşına
Hasan vurmuş baltayla
Receb’in başına beyim başına
*Hayden gidelim
Kuru çeşme düzüne
Dumanı çökmüş
Receb’in gözüne beyim gözüne
*Ali’mi de kapadılar kolûbaya
Receb’i yolladılar
Doyran’a beyim Doyran’a
*Ocaya bu davalar
Ar geldi beyim
Remzi’ye Pazarlı bağları
Dar geldi beyim dar geldi
*Remzi Ağa
Komşu ocaya
Keçileri katıyor beyim katıyor
*Remzi Ağa
Saklı yerden
Atıyor beyim atıyor (Kurthamzalı Köyü / Doyran)
hayden: haydi; kolûba: kulube; oca: hoca

Drama köprisini Yaya’m gece mi geştın
Ecel şerbetini Yaya’m ölmeden iştın
Anadan geçilir babadan geçilir
Yârdan geçilmez
At martini Debreli Yaya
Daglar tinlesin
At martini Debreli Yaya
Namın söylensin
Drama köprisi da Yaya’m dardır geçilmez
Soukdur sulari Yaya’m bir tas içilmez
Anadan geçilir babadan geçilir
Yârdan geçilmez
...
Adam öldürmegi Yaya’m kolay mi sandın
Adam öldürmegi Yaya’m oyun mi sandın
At martini Debreli Yaya’m teher meydani
Bin beş yüzi ver Kostadin teher meydani
... (Radoviş)
geş(mek/tın): geç(mek/tin); iş(mek/tın): iç(mek/tin); köpri: köprü; souk: soğuk; tinlemek: tınlamak


Göze çarpan bir motif de; yakınlarının eşkıyaların evlerine dönmeleri için yalvarışları, onların ise sağ olarak kanunun eline düşmek istemeyişleridir.

*Haydi Yusuf Kara Yusuf
Haydi gel eve
Gelemem anam gelemem babam
Ben geçmem ele
*Mezar taşlarını Yusuf
Koyun mu sandın
Adam vurmayı Yusuf
Oyun mu sandın
*Kara Yusuf’un sokağı
Engin daracık
Çok istemez Kara Yusuf
Yüz on liracık (Kocacık Köyü / Debre)


Makedonya’da söylenen türküler arasında, Türk halk kahramanı Köroğlu ile ilgili örneklere de rastlanmaktadır.

Ayvaz: Yetiş Köroğlu yetiş
Gitti ya namımız
Tuna seli gibi
Aktı ya kanımız
Köroğlu: Ben bir Köroğlu’yum
Evveli baştan
Kan ile irin akıtırım
Kirpikten kaştan
Düşman: Aman kıratlım aman
Bağışla beni
Bağışlarsan beni
Yüz lira sana
Köroğlu: Ey kâfir
Senin yüz liran bana mal olmaz
Kır atıma yaptıraydım
Bir tek nal olmaz (Kocacık Köyü / Debre)


Hapishane Türküleri:

Bu tür örnekler, sayıca fazla değildir. Konu bakımından da, çok karışık ve belirsizdir.

Kolum bagli aman götürdüler saraya
Ep davıcilar dizılmişler aman sıraya
Yoktur kimsem aman gitsın girsın araya
Ayleme be ninem kader boyle da imiş ne çare
Sızlama müstacib kısmet boyle da imiş ne çare
Viran kalsın aman hapsanenın kapisi
Kavgirdendır aman duvarların yapisi
Viran kalsın aman hapsanenın kilidi
Amana aman yüregımden yak kalmadi aman erıdi
... (Struga)
aylemek: ağlamak; bagli: bağlı; boyle: böyle; davıci: davacı; ep: hep; hapsane: hapishane; yak: yağ

*Ben bir evler yaptırdım Arnavut dağlarına
Arnavut dağlarına
Beni doktor koydular genç kız astalarına
Yanarım ben yanarım aman apuslarda yatana
Al yeşil camdan aman bakana
*Penceresi perdeli çiçek açar zerdali
Gören maşallah desin kimin var böyle yâri
Kimin var böyle yâri
Yanarım ben yanarım aman apuslarda yatana
Al yeşil camdan canım bakana
... (Pırnalı Köyü / İştip)
apus: hapis; asta: hasta

Ağıtlar:

Ağıtlar, sayıca oldukça fazladır. Bu tip türkülerde, çoğunlukla, kız kaçırma sırasındaki cinayetler ya da sosyal farklılıklar nedeniyle gerçekleştirilemeyen evlilikler konu edinilmiştir.

*Gülsüm kız
Oturmuş yelek dikmeğe
Salim çocuk gelmiş
Alıp gitmeğe
*Anam beni eylesın
Gülsümüm desın
Mıradına varmadan
Genç kızım desın
Genç kızım desın
*Çıktım dağ başına
Gönlüm bulandi
Sırma peliklerım
Kane boyandi
*Çıktım dağ başına
Top top fırtına
Salim be vuruldum
Gel al sırtına
Gel al sırtına
... (Buçim Köyü / Radoviş)
mırat: murat; pelik: pelit

Duman almış mezarımın taşıni
Silen yoktur gözlerımın yaşıni
Aglarım kaybettim canımın yoldaşıni
Aman da yârdan ayrılalı aman aman
Yârdan ayrılalı ben yâre diye
Âlem al giymış aman giyınmiş
Ben kareliye aman ben kareliye (Gradeç Köyü / İştip)
kare(li): kara(lı)

Yâr seba olsun ben bu yerden gideyim
Ya sen gidersen efendim ya ben kime kalayim
Garip bülbül gibi figan mi edeyim
Küsme dilberim küsme ben yoluma gideyim
Gideyim da gene geleyim
Geleyim da seni sorayım (Radoviş)
seba: sabah


Bu türkülerin bir kısmı, olayın kahramanının ağzından söylenir. Bazılarında ise; bir ara olay kahramanı, bir ara da ağıtı söyleyen kişi olarak karşımıza çıkar.

*Evimizin önü arman
Armanda savrulur saman yâr yâr aman
Ben Ali’me bulamam derman
Uyan Ali’m uyan be kara gözlüm sar beni
*Evimizin önü ide
İdenin dalları yerde yâr yâr aman
Benim Ali’m kara yerde
Uyan Ali’m uyan be kara gözlüm sar beni
...
*Tabıdımın alti çatlak
Sol yanımda urdu bıçak yâr yâr aman
Ali’mi uranlar alçak
Uyan Ali’m uyan be kara gözlüm sar beni
...
*Evimizin önü kavak
Boyu uzun yapra(ğı) ufak yâr yâr aman
Elim kına yüzüm dovak
Uyan Ali’m uyan be kara gözlüm sar beni
*Al dovamı kendim açtım
Ben de bu işlere şaştım yâr yâr aman
Ben Ali’mi uyur sandım
Uyan Ali’m uyan be kara gözlüm sar beni (Kızıldoğan Köyü / Valandovo)
arman: harman; dovak/dovamı: duvak/duvağımı; ide: iğde; tabıt: tabut; urmak: vurmak

Düğün Türküleri:

Makedonya’da derlenen türküler arasında, düğün türküleri, hem nicelik hem motif çeşitliliği hem de sanat değeri bakımından önemli bir yer kaplamaktadır. Bu türküler, metin itibariyle oldukça kısadır. Çoğu, sadece dört dizeden ibarettir. Diğer türkülerden farklı olarak, düğün dürküleri, söyleyicileri ve derleyicileri tarafından sınıflandırılmış türkülerdir.

Sünnet düğünüyle ilgili olan türküler, düğün töreninden önce ve genellikle sünnet olacak çocuğu ruhsal olarak hazırlamak amacı ile söylenir.

*Elıme teller elıme teller
Da bir hafta Tamer Aga’y sünet ederler
...
*Gidırecis Tamer Aga’y beyaz ipekten
Aldıracis çalgilar güzel Üsküp’ten
...
*Gelın be dayolarım gelına ovayle
Gezdırına Tamer Aga’y boyali çezayle
...
*Tamer Aga’n küşkünde bülbüller ütecek
Ablalari teteleri karyolay düzecek
...
*Tamer Aga’n baçesınde kıramadım buzi
Getırecek dayosi şamatali kuzi
...
*Çivide astım dayreleri
Bitti Tamer Aga’nın gayleleri
*Ektım çiçekleri tutuldi
Sünet oldi Tamer Aga kurtuldi (Gostivar)
aldır(mak/acis): aldır(mak/acağız); baçe: bahçe; çeza: iki tekerlekli yaylı at arabası; da: daha; dayo: dayı;
dayre: tef; gidır(mak/ecis): giydir(mek/eceğiz); küşk: köşk; sünet: sünnet; tete: teyze; ütmek: ötmek


Evlilik ile ilgili olan türkülerse, üç değişik zamanda söylenir. Düğün öncesi türküleri, genelde düğünün hazırlık dönemi ile ilgilidir. Düğün günü türküleri, doğrudan doğruya düğünün kendisi ile ilgilidir. Düğün sonrası türküleri ise, çoğunlukla gelinin suya götürülmesi ya da gelinin görev ve sorumlulukları ile ilgilidir.

*Ne durursun Osman Aga bu yaz gelin ara
Bakacasık güzel olsun kaşi güzi kara
*Kaşi güzi kara olsun esmer güzeli
Hem güzel bakacasık hem terbiyeli
... (Gostivar)
bak(mak/acasık): bak(mak/acağız); güz: göz

*İki kumri gelmiş ütüşür
Gelin ile güvegi gürüşür
*İki kumri gelmiş bugday arar
Güvegi anımını soydan arar
*Art kapidan anım yel gelir
Güvegiden anıma deste deste gül gelir (Üsküp)
anım: hanım; kumri: kumru

Gelin kızlar tulumbada bir su içelım
Dügünümüz olacak ruba biçelım
Rubalari günderdık terziye
Süsletsın düzeltsın gidırsın bize (Üsküp)
gündermek: göndermek

*Çarşidan aldırdım ne isterdi canım
Sanma Yüksel Hanım gelırsık alalım
Gelırsık Yüksel Hanım kınani koyalım
*Gel süpür Yüksel Hanım odalarıni
Güle güle taşıyasın rubalarıni
*Gel kopar Yüksel Hanım güllerıni
Güle güle taşıyasın mühürlerıni (Gostivar)
gel(mek/ırsık): gel(mek/iriz)

Kara üzüm bu mudur ağzım dolu su mudur
Gel anam görüşelim son görüştüğümüz bu mudur
Aşadan gelir kekliğim gerdanı boynunda
Bu gece yattım misafir babamın koynunda
Kodum gelin kınasını anam gelsin elini bağlasın
Gönülle verdi ağa babam duymayım ağlasın (Kocacık Köyü / Debre)
aşa(dan): aşağı(dan); komak: koymak

*Boncuklar dizi boncuklar dizi
Çık Yüksel Hanım karşıla bizi
*Çarşıdan aldırdım ne isterdi canım
Geldık alalım seni Yüksel Hanım
*Yak elektrik Osman Aga odan parlasın
İki güzel alınırler cihan anlasın
... (Gostivar)

*Osman Aga’nın odasi yaygili
Ne imiş gelin hanım saygili
*Kopardık o maleden bir mora güli
Mor gülsün Yüksel Hanım gonce gül misın
Osman Aga’ya gelmişsın
*Çinide tatli çinide tatli
Kaynananın hatıriyçin gel vurasın kapi (Gostivar)
male: mahalle; mora: mor

Bizim gelin bunardan su çeker
Nenesi evde can çeker
Gelini almişık davullen
Nenesıni brakmişık geliniylen (Orta Güreler Köyü / Üsküp)
brakmak: bırakmak; bunar: pınar


Dinî Türküler:

Bu türküler, sayı bakımından çok azdır. Çeşitli dinî duygulardan, olaylardan ve şahıslardan bahsedilir.

Allah adın ulidir
Emri tutan kulidir
Müminlerin yolidir
Allah Allah rahim
Allah Allah kerim
Ah diyelim yahu
(Allah adın deyinces)
Öli kabra varinces
Melek suval sorunces
Rabbim kimdir deyinces
... (Radoviş)
öli: ölü

*Asalari elinde
Tespileri belinde
Akın zikri dilinde
Bize dervişler geldi
*Dervişler geldi şükür
Dilleri bülbül şakır
Al yeşil asalari elinde
Akın zikri dilinde
*Bize sultanlar geldi
Buyurun efendiler
Bize ak sakallı pir geldi
Bize geldi Mustafa
*Bize geldi sultanlar
Buyurun efendiler (Radoviş)
Ak: Hak; tespi: tespih

Bismilaile çıktım yola
Selam verdim saa sola
Dinler misin Asan Aaa
Ramazan’ın mübarek ola
... (Gradeç Köyü / İştip)
Aaa: Ağa; Asan: Hasan; bismila(ile): bismillah (ile); sa(a): sağ(a)

*Bir kaşık saldım ayrana
Uzadı gitti Doyran’a
Dinler misin oca efendi
On beş gün kaldı bayrama
...
*Kabaktan iştim ayranı
Karşıdan gördüm Doyran’ı
Dinler misiniz amuca
Güzel yapacağız bu bayramı
...
*Selam verdim sağa sola
Cümle kula
Dinler misin konu komşu
Bayramınız mübarek ola (Durlombosu Köyü / Ustrumiça)
amuca: amca; iş(mek/tim): iç(mek/tim); oca: hoca

Anlatı Türküleri:

Anlatı türküleri, değişik duyguları dile getiren konular üzerine söylenen türkülerdir. Bu tür örneklerin bölümleri arasında düşünce bağlantısı ve konu birliği yoktur. Anlatı düzeni karışıktır; başta anlatılması gereken bölümler sona alınmış, sonda anlatılması gerekenler de başa alınmıştır. Bunlarda; uyulması gereken tek kural, mısraların başında ve sonundaki ses tekrarları ve uyakların yerli yerinde kullanılmasıdır.

*Soyletme beni derdım büyüktür
Ümidim gonlüm çoktan sünüktür
Bu hayat bana aman aman koca bir yüktür
Ümidim gonlüm çoktan sünüktür
*Dertsiz başımi aman dertlere saldım
Muhabet bâki aman kalacak sandım
Aşk ruya imiş gördüm uyandım
Muhabet bâki kalacak sandım (Struga)
gon(ül/lüm): gön(ül/lüm); muhabet: muhabbet; soyletmek: söyletmek; sünük: sönük

*Aman aman aman
Şekerden reçelden gidalım sefte
Onın ardınce ekşili köfte
Patlican musakasına olmaz bahane
O da derdıme derman olsun
*Amana aman aman
Âşık Üseyin der
Çoktur benim işlerim
Tavuk dolmasını sever dişlerim
Koç yanisiyle imtihane başlarım
O da boğazıma revan olsun
...
*Aman aman aman
Bu cihande sağ olursem
Radoviş içinde mukim olursem
Bu yemekleri her gün bulur isem
İsterse Ramazan alti ay olsun (Podareç Köyü / Radoviş)
gitmek/gidalım: gitmek/gidelim; musaka: musakka; o(nın): o(nun); sefte: siftah; yani: yahni


Mülemmâlar - İki Dilli Türküler:

Mülemmâ; bir mısrası Türkçe bir mısrası Arapça, Farsça veya herhangi başka bir dilde yazılıp söylenmiş olan manzumelere denir. Bu tür şiirler, iki dilde olduğu gibi, üç dilde söylenmiş mısralardan da meydana gelmiş olabilir. Genelde sanat istidadını ve kabiliyetini göstermek amacıyla söylenen bu tür şiirler, aynı zamanda, fikri kuvvetlendirmek içindir.

Makedonya’da söylenen türküler arasında; iki dilli, yani Makedonca ve Türkçe kelime ve dizelerden oluşan örneklerin sayısı oldukça fazladır. Genelde aşk teması işlenen bu türkülerde, Türkçe mısralar ağır basmaktadır.

Ayde razvil mi se zelen çadır
U gora Peno zelena
U gora pile şareno
Ayde pod çadoprot do tri mi turci
Sedeya Peno sedeya
Sedeya pole şareno
Ayde biri aga biri paşa
Biri beg Peno biri beg
Biri beg pile şareno
Ayde aga paşa senın olsın
Beg benım Peno sen benım
Beg benım pile sen da benım
Ayde yoş podole do tri livadi
Zeleni Peno zeleni
Zeleni pile şareno
Ayde u livadi do tri mi konya
Paseya Peno paseya
Paseya pile şareno
Ayde biri beygir biri katır
Biri at Peno biri at
Biri at pile şareno
Ayde beygir katır senın olsın
At benım Peno sen benım
Ayde yoş podole do tri mi çeşmi
Teçeya pile şareno
Ayde biri raki biri şarap
Biri bal Peno biri bal
Biri bal pile şareno
Ayde raki şarap senın olsın
Bal benım Peno sen benım
Sen benım pile bal da benım (Topolnitsa Köyü / Radoviş)


KAYNAKÇA

*Hafız, N. (1989). Makedonya Türk Halk Edebiyatı Metinleri. İstanbul: Anadolu Sanat Yayınları.
*Hasan, H. (2008). Makedonya Türklerince Söylenen Türküler. Ankara: AKDTYK Atatürk Kültür Merkezi Yayınları.