26 Ekim 2010 Salı

Nüfus sayımıyla ilgili aleni tartışma yapıldi ama Türkler unutuldu

Makedonya Meclisi’nin Siyasi Sistem ve Topluluklar Arası İlişkiler Komisyonu’nun , nüfus sayımı yasasıyla ilgili kurumların, sivil toplum kuruluşların ve uzmanların görüşlerinin öğrenilmesi için aleni tartışma düzenlemesine rağmen Türk toplumundan hiç kimse davet edilmedi. Toplantıda Türk Demokratik Partisi Milletvekili Kenan Hasip vardı ama O, zaten bu komisyonun üyesiydi ve toplantıda bulunması çok doğaldı. Kenan Hasip 50'den fazla Türk sivil toplum kuruluşunu bir çatı altında birleştiren Makedonya Türk Sivil Toplum Teşkilatları Birliği’nın sayım yasasıyla ilgili itirazlarını yazılı bir şekilde Meclise sunduğunu hatırlatarak bu önemli Türk kuruluşunun aleni tartışmaya neden davet edilmediğini komisyon başkanına sordu. Oturumda bu soruya yanıt vermeyen ancak oturumdan sonra bu konuyla ilgili sorumuzu yanıtlayan Siyasi Sistem ve Topluluklar Arası İlişkiler Komisyonu Başkanı Zoran Petreski, Türkler’den hiç kimsinen davet edilmemesinde bir kasıt olmadığını, geçen oturumda milletvekillerden aleni tartışma için teklifler vermelerini istediğini ve MATÜSİTEB'in davet edilmesi için hiçbir teklifin gelmediğini savundu. Meclis dışından Türk temsilci olmayınca aleni tartışmada Türk Demokratik Partisi Milletvekili Kenan Hasip, yer aldı. Hasip Devlet İstatistik Kurumu ve Devlet Sayım Komisyonu’nun yetkileri arasında çelişki olduğunu, yasada hakça temsil ilkesinin uygulancağının belirtildiğini ancak hangi bölgesel sayım komisyonda kaç Türk’ün yer alacağının belli olmadığını açıkladı. Hasip bölgesel sayım komisyonunda, bölgedeki ikinci büyük toplumundan temsilcinin yer almasını önerdi. Kenan Hasip, geçen sayımlarda en büyük düşüşün Türkler ve Sırplar’ın yaşadığını buna rağmen yasayla ilgili en çok itirazların geçen sayımlarda artış gösterenlerden geldiğini hatırlattı. Devlet İstatistik Kurumu Müdürü’nün etnik toplumlarının tüm dillerinde formlar hazırladığına ilişkin açıklamasına değinen Kenan Hasip, önerilen yasasada azınlık dillerdeki formların kullanımının etnik toplumun sayım bölgesindeki yüzde 20’lik temsil edilmesine bağlı olduğunu dolaysıyla mevcut yasaya göre her Türk'ün Türkçe sayım formuna ulaşamayacağını vurguladı. 1953'te yapılan nüfus sayımında Makedonya'da 204,000 Türk'ün yaşıyordu ve Makedonya nüfusun yüzde 15.6'sını temsil ediyordu. Bu tarihten sonra Türkler'in Makedonya'daki nüfusu devamlı düşüyor ve bunun nedeni Türkler'in Türkiye'ye göçü gösteriliyordu. Ancak son sayımlarda Türkler'in doğum oranının yüksek olması ve Türkiye’ye göçün durmuş olmasına rağmen son sayımlarda bu düşüşün devam etmesi Türk nüfusuyla oyun oynandığı doğrultusundaki kuşkuları artırdı. 1991 yılında yapılan sayımda Türkler’in nüfusu 97,416’ken 1994 yılında yapılan sayımda 79, 959 kişiye düştü, Bu bağlamda Türk Demokratik partisi Milletvekili Kenan Hasip geçenlerde Makedonya Meclisi Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada sadece 3 yılda 17,000 Türk'ün nerede yokolduğunu sordu. 2002 yılında yapılan son sayımda Türkler'in sayısı 78,000'e, Makedonya nüfusunda temsil ettikleri orantısı ise 3.85'e geriledi. Önerilen yasaya göre Makedonya'da nüfus sayımı 2011 yılının 1 ile 15 Nisan tarihleri arasında yapılması öngörülüyor.

21 Ekim 2010 Perşembe

Makedonya Cumhurbaşkanı Osmanlı İmparatorluğu'ndaki Millet sistemini övdü

14 ve 15 Ekim'de Üsküp'te Makedonya Bilim ve Sanatlar Akademisi MANU ve İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi IRCICA tarafından ortaklaşa düzenlenen IV. Uluslararası Balkanlar’da İslam Medeniyeti Kongresi Makedonya Cumhurbaşkanı Gyorge İvanov'un himayesinde yapıldı. Bir bilim adamı olan İvanov dünya tarihinde en uzun süren barış dönemlerinin Pax Romana ve Pax Ottomana (Osmanlı Barışı) olduğunu, Osmanlı Barışı'nın millet sisteminin hoşgürüsü sayesinde gerçekleştiğini söyledi.
Cumhurbaşkanı İvanov'un konuşmasının bir bölümünü tercume ettim ve olduğu gibi aktarıyorum:
Millet, Ortodoks Histihanları’nın Sultan’dan aldıkları bir toplum kurma hakkıdır. Çünkü Sultan hem dünyevi hem ruhani liderdir. Hem Sultan hem Halifedir. O tüm müslümanlara şeriyatı uyguluyordu. Ancak hrisitayanlar ve yahudilerin suç yaptıklarında onların üzerinde şeriyatın uygulanması mümkün değildi çünkü onlar müslüman değildi. Bundan dolayı Sultan bir düzen kuruyor ve bu düzene göre hristiyanlar kilise kanununa yahudiler ise onlarina kitabı Talmuda göre hesap veriyorlardı. Böylece ilk millet belli bir dönmede 15. asırda İstanbul’da kuruluyor. O zaman son İstanbul Rum Patriği firarda bulunuyordu ve Sultan Ortodoks Hristiyanların kendi liderlerini kendi başına seçmelerine izin veriyor. Böylece ortodoks milletinin ilk önderi seçiliyor Bu önder o zaman milletbaşı ismini taşıyor. Hristiyanlar onu kendi başına seçiyor ve bunun için Sultan'a 3000 altın ödemeleri gerekiyor. Bunun karşılığı olarak onlara Sultan'dan berat belgesi veriliyor. Bu belgeyi ödemek için Hristiyanlar kend' vergileriyle para topluyorlar ve odedikleri parayı iade ediyorlar.İlk millet Osmanlılar’ın Hristiyanlar için kullandıkları isimini alıyor. Bilindiği gibi Bizansın’ın sona ermesine kadar tüm Ortodok Hristiyanlar için Romey ismi kullanılıyordu..Türkler ya da İslam çevreleri onları Rum olarak adlandırıyordu.. Böylece ilk millet Rum milletidir ya da Ortodoks Hristiynaların milletidir. Bu toprakların Rumeli olarak adlandrılması da bundan geliyor. Bu bağlamda Rum milleti Ortodoks Hristiyanların milletidir. Hristiyanların yanısıra bu topraklarda Yahudiler de yaşıyor. Biliyosunuz ki İspanya’da meydana gelen Engizisyon dönminden sonra 1492 yılında İspanya’dan tüm Araplar ve Müslümanlar da sürgün eidlmiştir. Sultan Yahudileri ve diğerlerini kabul ediyor. En büyük kısmı Selanik, Manastır ya da Balkanlar’ın diğer yerlerinde yaşıyor. Sultan onlara kendi toplumunu kurma hakkını tanıyor. Bu toplum Yahudi Milleti olarak adlandırılıyor bazı kaynaklarda Yuda milleti de kullanılıyor. Onların baş hahamına milletbaşı ismi veriliyor.Ortodoks Hristiyanları ve Yahudilerin yanısıra Osmanlı devletinde diğer kliselere sahip hristiyanlar da var. Onlar genelde Ermeni kilisesine aittir dolaysıyla Sultan üçüncü bir millet daha doğrusu Gürcü Ermeni milletini kuruyor. Daha sonra 18. asırda Büyük Britanya’nın etkisi üzerine Osmanlı devletinde protestan milleti kuruluyor. Fransa’nın etkisi üzerine yine 18. asırda katolik milleti kuruluor.Osmanlı devletinin sonuna kadar 14 millet kuruluyor. Şimdi geriye dönüp Milletin aslında ne olduğunu görelim. Tüm Hristiyanlar kendi dini önderleri önünde sorumludur. Önder Hristiyanlar arasındaki ilişkiler için Sultana hesap veriyor. Bundan dolayı dini önderler rejimle barışı ve işbirliği sağlıyordu. Bu bağlamda uzun zamandan sonra Balkanlar’daki tüm Hristiyanlar bir toplumda birleşiyor. Bunun özelliği bu toplumun kendi dini kanunları uyarınca tüm haklara sahip olmasıdır. Tüm adetlerini uygulayabiliyorlar. Kendi dilini kullanıyorlar. Kendi dillerinde kiliseleri, okulları var ancak milletin bölgesi yoktur. Millet bir toprağa bağlı bir toplum değildir Milletin bir bölgeye bağlı olmadığı için aynı bölgede farklı toplumların yaşaması da mümkündü. Selanik, Manastır, diğer kentler ve İstnabul’da Hristiyanlar, Müslümanlar ve yahudilerin çatışmadan birlikte yaşaması mümkündü. Düşünün bu dönemde Avrupa’da Katolikler ve Protestanlar arasında savaşlar sürüyordu ve ahalinin yarısı bu dini savaşlarda hayatını kaybetti. Bu dönemde Balkanlar’da farklı dinler birlikte yaşıyordu çünkü millet sisteminin sayesinde herkes tüm haklara sahipti.

16 Ekim 2010 Cumartesi

Makedonya tarihinde sahte belgeler mi kullanıldı?

Son iki gündür Makedonya Bilimler Akademisi MANU ve İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi IRCICA tarafından ortaklaşa düzenlenen IV. Uluslararası Balkanlar’da İslam Medeniyeti Kongresi'ni gazeteci sıfatıyla izledim. Kongre Makedonya Cumhurbaşkanı Gyorge İvanov'un himayesinde yapıldı. Bir bilim adamı olan İvanov dünya tarihinde en uzun süren barış dönemlerinin Pax Romana ve Pax Ottomana (Osmanlı Barışı) olduğunu, Osmanlı Barışı'nın millet sisteminin hoşgürüsü sayesinde gerçekleştiğini söyledi. İslam Konferansı Teşkilatı Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu gelecekte Avrupa'nın İslamın kendisinin ayrılmaz bir parçası olacağını anlayacağını vurguladı. Makedonya, Türkiye, Kosova, Bosna Hersek, Arnavutluk ve Bulgarıistan'dan kongreye katılan bilim adamları değişik dallarda bildiriler sundu. Ben de 20 üzerinde bilim adamından açıklama aldım. Bu açıklamalardan en çok ilgimi çeken Profesör Doktor Kosta Balabanov'un konuşması oldu.Balabanov herkes tarafından bilinen ve Üsküp'ün en eski resmi olduğu sayılan Holandalı grafik sanatçısı Yakobus Harevin'in gravürünü yeniden yorumlayarak Makedonya tarihinde taşlar yerinden oynadı. Balabanov'un bu yorumu sayesinde Üsküp Taşköprü'sünün Bizans eseri olduğu ve Burmalı Camii'nin yerinde eskiden kilise olduğu iddiaları suya düşüyor. Balabanov'a göre gravürde 15. asırın son yıllarında yapılan Üsküp Taşköprüsü ve Burmalı Camii'nin görünmediği için bu gravürün muhtemelen 1480'li yıllarda yapıldı. Balabanov, gravürde yazan 1594 tarihinin doğru olmadığını hatta sahte olduğunu aksi takdirde resimde hem Taşköprü'nün hem Burmalı Camii'nin görünmesinin gerektiğini belirtiyor. Bize gösterdiği gravürün orjinal fotoğrafının alt bölümünde sadece 94 yazıyor. Balabanov bunun yıl değil kayıt numarası ya da sayfa numarası olduğunu düşünüyor. Balabanov'un İsmini vermek istemdiği bir kişinin 94'ün önüne 15 ekleyerek 1594 yılı gibi göstermiş.Bununla yetinmemiş gravürün altında bulunan bu sayıyı gravürünün içinde sanatçının isminin yanına eklemiş. Bu sahtekarlığın işi burada da bitmiyor. Bize gösterilen orjinal gravürde "СКОПИА оп де Ревиер де Вератазар ин Сербиа " ( Üsküp,Vardar nehri, Sırbistan) yazıyor. Balabanov'un söz ettiği sahtekar adam bu metini beğenmeyip metinden "ин Сербиа" bölümünü çıkarıyor. İkinci aşamda tüm metin çıkarılıyor. Metinin "СКОПИА" bölümü gravürün içinde bir şerit içerisine ekleniyor. Bu detayları Balabanov'un sahte olduğunu iddia ettiği yukardaki fotoğrafta görebilirsiniz. Balabanov'a göre orjinal gravürde Üsküp'ün Sırbistan'da bulunduğunu yazıyor çünkü Osmanlı devletinin Üsküp'ü 1392 yılında fethetmesine rağmen dönemin Avrupa ülkelerinin diplomasisi 15. asırın sonuna kadar silahla fethedildilen bu bölgeyi Osmanlı devletin bir parçası olarak tanımıyor dolaysıyla gravürde bölgenin eskiden hangi devletin dahilinde bulunduğu açıklanıyor.Gravürde ayrıca iki köprü görünüyor ama Balabanov'a göre köprülerden biri büyük bir ihtimalle tahtadan yapılmış çünkü savunma kanalı üzerinde bulunan bu köprünün taştan yapılması mümkün değil. Saldırı sırasında bu köprüler genelde yok edildiği için Osmanlılar'ın böyle bir köprüyü taştan yapmaları imkansız. Baruthaneye giden diğer köprü ise çok küçük ve Osmanlı devletinin yaptığı taşköprüsünün büyüklüğüyle kıyaslanmaz. Balabanov'un açıklamaları sayesinde Taşköprü'nün Bizans eseri değil bir Osmanlı eseri olduğu kesinleşiyor. Bununla Doğu Roma İmparatorluğu'nun imparatoru Jüstinianos veya Sırp çarı Duşan tarafından yapıldığını iddia eden bazı Makedon bilim adamlarının tezleri de yalanlanmış oldu. Türk bilim adamları ise Taş Köprüsünün 15.yy’da daha Sultan II Murat zamanında inşa edilmeye başlayıp Sultan II Mehmet döneminde tamamlandığını söylüyor. Balabanov ayrıca Burmalı Camii'nin yerinde eskiden kilise olduğu doğrultusundaki iddiaları da yalanlıyor. Balabanov'a göre Burmalı Camii'nin yapılmasından önce bu yerde baruthane var. Baruthanenin taşınmasıyla Osmanlı askeri bu yeri Burmalı Camii'nin yapılması için hibe ediyor. Bu baruthane gravürde de görünüyor.Balabanov'a göre hangi kilisenin nerede bulunduğu konsunda bir çok belgenin olduğunu ama Burmalı Camii'nin yerinde kilise bulunduğuna dair hiçbir belgenin olmadığını söyledi. Üsküp'te Makedonya Bilimler Akademisi MANU ve İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi IRCICA tarafından ortaklaşa düzenlenen IV. Uluslararası Balkanlar’da İslam Medeniyeti Kongresi'de sunulan bildirilere bakılırsa Makedonya tarihinin bazı bölümlerinin yeniden yazılması gerektiğini gösteriyor.

11 Ekim 2010 Pazartesi

Makedonya faşizme karşı ayklanma gününü kutluyor

Makedonya bugün faşizme karşı ayaklanmayı ve halk kurtuluş savaşının başlangıcının 69. yıldönümünü kutluyor. 11 Ekim 1941’de 1. Prilepe partizan tugayı savşçılarının Bulgar polis karakolu ve telegraf–telefon ağına yaptığı saldırıyla Makedonya halkının Bulgar, İtalyan ve Alman işgalinden ülkeyi kurtarmak için örgütlü ayaklanması başladı.Bir gün sonra 12 Ekim’de kurtuluş savaşına Kumanova bölüğü partizanları da katıldı.Çağdaş tarihinin en karanlık ideolojisi ve demokratik değerlerine aykırı olan faşizme karşı kurulan itifaka katılmasıyla Makedonya dünyadaki ilerici güçlerinin tarafında yer aldı. Bir kaç partizan bölüğüyle mücadeleye başlayan Makedonya 4 yıllık savaşı 110,000 kişilik bir orduyla tamaladı. Bu savcaşın sonucu olarak 2 Ağustos 1944’da düzenlenen Makedonya Halk Kurtuluş Antifaşist Meclisi'nin birinci oturumunda alınan kararlarla Makedonya devleti kuruldu.Makedonya 1991 yılına kadar Yugoslaviya Sosyalist Federal Cumhuriyeti’nin bir parçasıyken, son 19 yıldır bağımsız bir devlet olarak gelişiyor. Birleşmiş Milletler’in tam üyesi olan Makedonya NATO ve Avrupa Birliği yolunda ilerliyor. Bugün ayrıca Makedonya Meclisi’nde gelenksel olarak 11 Ekim devlet ödülleri verildi. Bu ödülere şair Rade Silyan, pedagoji profesörü Gligor Trençevski ve muhasebecilik profesörü Serafim Tomovski layıl görüldü. Ayklanma günü vesilesiyle Üsküp’te Başbakan Yardımcısı Vasko Naumovski’nin başkanlığındaki hükümet heyeti partizan mezarlığı ve Makedonya Halk Kurutuluş Savaşı Genelkurmay Başkanı Mihaylo Apostolski'nin mezarına, Prilepe’de ise Ulaştırma Bakanı Mile Yanakievski’nin başkanlığındaki hükümet heyeti Makedonya Halk Kurtuluş Antifaşist Meclisi’nin ilk Başkanı Metodiya Andonov Çento heykeli ve Devrim Parkı’na çelenk koydular.

8 Ekim 2010 Cuma

Makedonya'da Türkler'in nüfusuyla oyun mu oynanıyor?

Türk Demokratik Partisi Milletvekili ve Başkanı Kenan Hasip bugün Meclis’in Genel Kurulu’nda konuşarak nüfus sayımı yasasıyla ilgili itirazlarını dile getirdi. Hasip 1991 ve 1994 yıllarında yapılan sayımlarda açıklanması zor nedenlerden ötürü Türk toplumunun sayısında sadece 3 yılda, doğum oranın relatif olarak yüksek olması ve Türkiye’ye olan göçün durmuş olmasına rağmen 17 bin kişilik bir düşüşün kaydedildiğini vurguladı. Hasip 1991 yılında yapılan sayımda Türkler’in nüfusunun 97,416’ken 1994 yılında yapılan sayımda 79, 959 kişiye düştüğünüğünü, daha küçük bir çapta buna benzer düşüşün 2002 yılında yapılan sayımda da gerçekleştiğini kaydetti. Bilindiği gibi 2002 yılında Türkler'in Makedonya'daki nüfusu 78,000'e geriledi. Cennem yolunun bile en iyi niyetlerle döşenmiş olduğu doğrultusundaki halk deyimini hatırlatan Kenan Hasip Türk toplumun bu kez cennem yolunu seçmeyeceğini söyleyerek gelecek sayımda Türkler'in sayısıyla tekrar oyun oynanmasına izin verilmeyeceğini uyardı. Kenan Hasip Meclis’te yapılacak ikinci aşama görüşmeler sırasında bu yasaya yönelik somut değişiklikler suncağını açıkladı. Geçenlerde Makedonya Türk Sivil Toplum Teşkilatları Birliği de nüfus sayımı yasasıyla ilgili itirazlarını meclise sundu. Yasaya tasarısına göre Makedonya'da nüfus sayımı 2011 yılının 1 ile 15 Nisan tarihleri arasında yapılması öngörülüyor.

7 Ekim 2010 Perşembe

Makedonya Meclisi'nde "muhbirlik işi" suçlaması

Makedonya Meclisi Genel Kurul salonunda yine tansiyon yükseldi. Yeni Sosyal Demokrat Parti Milletvekili Goran Misovski Merkez Bankası yasa önerisinde devlet revizyonuyla ilgili maddeleri eleştirdi. VMRO Makedon Partisi milletvekili Boris Stoymenov, Misovski’ye hitap ederek "eşiniz revizör mü" diye sorarark muhalefetin tepkilerine neden oldu. Stoymenov bunu olumsuz değil olumlu bir anlamda söylediğini açıklayarak kendisini düzeltmeye çalıştı. Stoymenov’un konuşmasında sataşma olduğu gerekçesiyle söz alan Misovski "Bay Stoymenov size kızmıyorum, neden eşimi andığınızı bilmiyorum. Başka mesleği olan başka bir eş mi almam gerekiyor. Bu sizin tarafından yapılan bir muhbirlik işidir "dedi. Bu açıklmaya iktidar milletvekillerin oturduğu sıralardan tepkiler geldi. Bu konuşmaya tepki gösteren Meclis Başkanı Trayko Velyanovski milletvekillerin karşılıklı hakaretler için kürsüyü suistimal etmemesi gerektiğini belirtti.Sataşma olduğu gerekçesiyle tekrar söz alan Stoymenov meclis başkanına seslenerek "Meslekdaşımın bu kürsüden Boris Stojmenov'un muhbir olduğunu söylemesine . Bay Misovski özür dilemese ben milletvekiliğimden istifa edeceğim " şeklinde konuştu.Meclis Başkanı, "Misovski’nin özür dilemesi için çağırıda bulunuyorum ve bunu onun değerlendirmesine bırakıyorum "diye konuştu. VMRO DPMNE Milletvekili Silvana Boneva meslekdaşımız hakkında ağır hakaretler söylendiği için oturuma yarım saatlık mola verilmesini, hakaret için Misovski’nin özür dilemesini ve meclis başkanının bu durumun tekrarlanmaması için milletvekili grup başkanlaıyla koordinasyon toplantısı yapmasını istedi. Moladan sonra konuşan Meclis Başkanı Trayko Velyanovski kordinasyon toplantısında alınan kararı açıklayarak milletvekilerin konuşmalarında diğer milletvekillerin ailelerini anmamalarını ama aynı zamanda konuşmalarında milletvekilerin karşılıklı saygı göstermelerini istedi. Misovski'nin özür dilmeyeceği kesinleşince Stoymenov’un milletvekiliğinden istifa edip etmeyeceği merak konusu oldu.. Stoymenov ise yarın basın toplantısı düzenleyeceğini ve kararını açıklayacağını belirti. Daha önce VMRO DPMNE eski Başkanı ve eski Başbakan Lyupço Georgievski isim vermeden Boris Stoymenov'u muhbir olarak göstermiş Stoymenov ise bunu yalanlamıştı.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...